Aynı Hilalin Altında: Rumeli’de Yakılan Kandil

Zamanın ruhu ağır. Şehirler kalabalık, kalpler tenha. Ekranların ışığı çoğaldıkça insanın yüzü soluyor. Gürültü büyüyor; merhametin sesi çoğu vakit cılız kalıyor. Modern dünyanın sert rüzgârı, insanı insandan uzaklaştıran garip bir serazat hâl üretiyor. Herkes serbest, herkes kendi yolunda; fakat kalpler arasındaki mesafe genişliyor.

Bu çağın asıl imtihanı açlık yahut yoksulluk gibi görünür meselelerden ibaret sayıl(a)maz. Daha derinde büyüyen bir boşluk var: insanın kalbinde oluşan duyarsızlık. Bir çocuğun sessizliği, bir yetimin bakışı çoğu zaman kalabalıkların arasında kayboluyor. Oysa bir cemiyetin hakiki kıymeti, en zayıf halkasına gösterdiği ihtimam ile ölçülür.

Tam da böylesi bir zamanın ortasında Rumeli’de kurulan bir iftar sofrası, karanlık çağın ortasında yakılan bir kandil gibi parlıyor.

Üsküp’te ve Kalkandelen’de kurulan “Aynı Hilalin Altında” sofraları, basit bir ikram tablosu şeklinde okunamaz. O sofralar, tarihin derinliklerinden gelen bir çağrının bugüne ulaşmış hâliydi. Yüzyıllık bir ayrılığın ardından Anadolu’nun evlatları ile Rumeli’nin evlatları aynı hilalin altında yeniden buluştu.

Bu buluşma rastlantı sonucu ortaya çıkmış bir tablo taşımıyor. Arkasında uzun bir hafıza, derin bir sorumluluk ve güçlü bir vicdan bulunuyor. Asırlar boyunca aynı medeniyetin çatısı altında yaşayan şehirler, zamanın sert kırılmalarıyla birbirinden uzak düştü. Haritalar değişti, sınırlar çizildi, yollar kesildi. Fakat gönüller arasındaki ülfet hiçbir zaman sönmedi.

Rumeli’nin şehirleri, Anadolu’nun kalbinde hep bir hatıra şeklinde yaşadı. Camilerin minareleri, köprülerin taşları, sokakların eski hikâyeleri… Bu hatıralar insanın zihninde derin tedailer uyandıran bir hafıza gibi yaşamaya devam etti.

Bu hafıza, zamanın tozları arasında unutulmuş bir hatıra olarak kalmadı. Anadolu’nun dört bir yanında gönül sahibi insanlar, Rumeli’deki yetimlerin yüzünde belirecek bir tebessüm için aylar boyunca gayret gösterdi. Balkan Düşünce Okulu ve Anadolu Öğrenci Birliği mensupları, Rumeli’nin emaneti olan çocukların hikâyesini meclislere taşıdı; asırlık ülfetin yüklediği mesuliyeti hatırlattı. Yapılan her konuşma, dile getirilen her hatıra, insanlara aynı hakikati yeniden düşündürdü: Bu toprakların çocukları birbirinin kaderine yabancı sayıl(a)maz.

Bir evde hazırlanan küçük bir paket, başka bir şehirde toplanan mütevazı bir yardım, bir gencin kalpten duası… Bütün bu katkılar zamanla büyüyen bir nehre dönüştü. Anadolu’nun mükrim elleri, kalplerden süzülen ikramları bir araya getirdi.

Sonra o emanetler yola çıktı.

Anadolu’dan Rumeli’ye doğru uzanan yol, maddi yardımların taşındığı bir güzergâh olmanın ötesinde bir vefa yoluna dönüştü. Sandıklarda hediyeler vardı; fakat asıl taşınan şey gönüllerin sıcaklığıydı.

Üsküp’te Köprü Derneği’nin ev sahipliğinde kurulan iftar sofrası, aylar boyunca biriken emeğin, gayretin ve samimiyetin görünür hâle geldiği bir akşama dönüştü. Çocukların neşesi akşamın üzerine yayıldı. Bir topun peşinde koşan küçük adımlar, bir hediyeyi iki eliyle tutan ve gözlerinde yarının ışığını taşıyan bir çocuğun sevinci… O akşam kurulan sofra, merhametin hâlâ bu dünyanın en güçlü dili olduğunu sessizce ilan ediyordu.

Kalkandelen’de Alaca Derneği’nin ev sahipliğinde kurulan sofrada ise gönüller arasında güçlü tedahüller yaşandı. Oyunlar, kahkahalar ve içten sohbetler arasında insanlar birbirlerinin hikâyesini yeniden hatırladı. Çocukların yüzlerinde beliren tebessüm, unutulmuş bir hakikati yeniden görünür kıldı: İnsan, bir başkasının sevincine ortak olduğu vakit kendi kalbini de yeniden keşfeder.

Çağın pejoratif dili merhameti çoğu zaman zayıflık şeklinde tasvir etmeye çalışıyor. Güç kavramı gürültüyle, rekabetle ve tahakkümle tarif ediliyor. Hâlbuki hakiki kuvvet, mükrim bir kalpte tecelli eder. İkram eden, paylaşan, bir başkasının sevincini kendi sevinci bilen insan, insanlığın asli damarını temsil eder.

Üsküp ve Kalkandelen’de kurulan sofralar işte bu hakikatin canlı bir tezahürü oldu.

Yetim bir çocuğun yüzünde beliren tebessüm, insanın kalbinde nikbin bir ufuk açıyor. Umut çoğu zaman büyük nutuklarda doğmaz; küçük bir sofranın etrafında büyür.

Zamanın akışı, coğrafyaları ayıran mesafeler üretmiş olsa da kalpler arasındaki bağlar varlığını muhafaza ediyor. Rumeli’de kurulan bu sofralar kadim bir hakikati yeniden görünür kılıyor: Anadolu’nun evlatları ile Rumeli’nin evlatları aynı hatıranın, aynı duanın ve aynı hilalin gölgesinde yaşamaya devam ediyor.

Araya giren yüz yıllık parantez, işte bu buluşmalarla hızla kapanıyor.

Bir çocuk gülüyor.

Bir gönül hatırlıyor.

Bir sofra kuruluyor.

Ve tarih yeniden konuşmaya başlıyor.

Read Previous

Plenković: Hırvatistan’ın elektrik üretiminin yüzde 20’si nükleer enerjiden karşılanıyor

Read Next

Başbakan Mickoski, süpermarketlerden ürün fiyatlarını artırmamalarını isteyecek