Kuzey Makedonya’nın önde gelen uluslararası ilişkiler uzmanlarından Gafur Zharku’nun kaleme aldığı “”Türkiye’nin Dünyaya, Savaşı Durdurmak Ve Küresel Barışı Sağlamak İçin Şura Arabuluculuk Mekanizmasını Sunma Zamanı Geldi” başlıklı analizi ilginize sunuyoruz.
“Dünya düzeninin temelleri sarsılırken ve yeni, daha geniş çaplı bir çatışma hayaleti ufukta belirirken, uluslararası toplum artık yavaş, reformcu bir tempoda ilerlemeyi göze alamaz. Uyarılar açıktır: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi gibi 1945’ten beri değişmemiş bir mekanizma, artık 21. yüzyılın jeopolitik, demografik ve ahlaki gerçeklerini yansıtmıyor. ABD ve İran arasındaki gibi gerilimler kontrolden çıkma tehdidi oluştururken, cesur, basit ve acil bir ilkeye ihtiyaç var: İçtihadî Yönetişim.
Bu soyut bir felsefi terim değil, ne de teolojik bir söylemin dayatmasıdır; evrensel insani değerlere dayanan etik bir filtredir. Şura (Yapılandırılmış İstişare) ve Makasıd (Evrensel Temel Amaçlar) geleneğine kök salmış, ancak günümüzün küresel diplomasisine uyarlanmış somut bir operasyonel mekanizmayı temsil eder. Özü yadsınamaz: Oy vermeden önce, özellikle de veto atmadan önce, siyasi eylem şu temel sorular süzgecinden geçirilerek zorunlu bir istişare sürecinden geçilmelidir: İnsan hayatı korunuyor mu (Hıfzü’n-Nefs)? Adalet ve uluslararası hukuk gözetiliyor mu (Hıfzü’l-Adl)? Küresel kamu yararına hizmet ediliyor mu (Hıfzü’l-Maslaha)?
Ancak bu etik filtre, meşru olmayan bir kurum tarafından uygulanamaz. BM ve Güvenlik Konseyi’nin meşruiyeti, ancak eksik olan kilit devletler tam oy hakkına sahip aktörler haline gelirse yeniden inşa edilebilir. Dünya, yeni güçlerin ve kıtaların temsil edilmediği eski bir kulüp tarafından yönetilemez. Bu nedenle, reformun ilk ayağı, “P5+7” modeline acilen genişlemek olmalıdır. Bu modelde, tarihsel beşlinin yanı sıra şunlar daimi üye olmalıdır:
- Hindistan, Brezilya ve Almanya: Vazgeçilmez demografik, ekonomik ve jeopolitik dayanaklar.
- İslam ve Arap dünyasının inandırıcı bir temsilcisi: Türkiye, Suudi Arabistan, Endonezya ve Mısır’ın stratejik bir kombinasyonu. Bu dört devlet birlikte, temsil boşluğunu benzersiz şekilde doldurur ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) nüfuzunu, tarihini ve benzersiz arabuluculuk kapasitesini masaya getirir.
İşte bu iki ayağın – evrensel temsil ve zorunlu istişare usulcülüğünün – kesişim noktasında, arabuluculuk ve çatışma önleme için en parlak mekanizma doğar. Örneğin, ABD ve İran arasında tırmanan bir çatışma senaryosu düşünün. Mevcut Güvenlik Konseyi’nde süreç, katı tutumlar ve veto tehditleriyle felç olur. Reforme edilmiş Konsey’de ise, P5+7, Makasıd Filtreleri rehberliğinde Şura Arabuluculuk Mekanizması‘nı derhal harekete geçirmekle yükümlü olacaktır.
Bu senaryoda, yüzleşme sadece iki taraf arasında olmaz. Güçlü, çok boyutlu bir mekanizma devreye girer:
- Bir “Türk-Arap Arabuluculuk İttifakı”, İİT adına, bölgesel bir çözüm bulmak için doğrudan çatışan taraflarla temas kurar.
- Bir “Çin-Rus-Alman Yatıştırıcı Cephesi”, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) felsefesiyle hareket ederek, tarafları frenlemek ve uluslararası adaletin sistemsel çıkarlarını savunur.
Bu gruplar, tecrit içinde değil, Şura’nın zorunlu çerçevesi ve Barış ve İstikrarı Muhafaza Etme Makasıdı ilkeleri doğrultusunda çalışır. Bu, her teklifin, her tehdidin, her blokajın tüm küresel topluluk önünde kamuya açık şekilde haklı çıkarılması gerektiği anlamına gelir: İnsan güvenliğini kurtarmaya hizmet ediyor mu? Uluslararası hukuka saygı gösteriyor mu? Küresel kamu yararını ilerletiyor mu?
Dolayısıyla bu masada, eski tarih tekerrür etmez; sadece Amerikalılar ve Ruslar konuşmaz. Türkiye ve Suudi Arabistan da bölgedeki doğrudan nüfuzlarını ve arabuluculuk kapasitelerini getirerek hazır bulunur. Almanya, istikrar ve diplomasi için Avrupa çıkarlarını temsil eder. Çin, pozisyonunu sadece jeopolitik açıdan değil, Küresel kamu yararının evrensel ilkelerine uygun olarak da savunmak zorunda kalır. Sonuç? Mutabakat için baskı katlanarak artar. Anlaşmaya varılamaması veya buna karşı veto kullanılması, küresel siyasi sermaye açısından çok daha pahalıya mal olur. Mekanizma vetoyu ortadan kaldırmaz, ancak onu, zorunlu istişareyle bulunan bir mutabakata karşı kullanılması neredeyse imkansız ağırlıkta bir silah haline getirir.
Böylece, “bir yanda Türk-Arap arabuluculuğu, diğer yanda Çin-Rus-Alman nüfuzu” fikri, artık sadece gizli diplomasinin ütopik bir senaryosu olarak kalmaz. Güvenlik Konseyi’nin standart resmi prosedürü haline gelir. Barışa giden yol artık gizli manevralar değil, zorunlu şeffaflık ve ortak insani ilkelere hesap verebilirlik gerektirir. Bu nedenle, mevcut durumda savaşı önlemek için (henüz BMGK üyesi olmasa da – çünkü bu artık acil bir ihtiyaçtır –) Türkiye, bir NATO üyesi ve saygın bir dünya gücü olarak, tereddüt etmeden dünyaya, yani ABD’ye veya Sayın Trump’a, en yüce evrensel insani değer olan barışı korumak için Makasıd ilkeleriyle yönlendirilen Şura Arabuluculuk Mekanizması’nı harekete geçirerek İçtihadî Yönetişimi sunmalıdır; ki bu BM Antlaşması’nda da tanımlanmıştır.
Böylece, çağdaş eylemin kurumsal bir biçimi olarak İçtihadî Yönetişim, sarsılmaz bir ilkeyi vurgular: adalet ve evrensel insani değerler her şeyin üstündedir. Ancak gelecek için bu “eyleme dönüştürülebilir felsefe”, meşru olmayan bir kurum tarafından uygulanamaz. Bu nedenle, bu reformun ilk ayağı, Güvenlik Konseyi’nin “P5+7” modeline acilen daimi olarak genişletilmesi olmalıdır. Dünya, karar alma masasında yeni güçlerin ve kıtaların eksik olduğu eski bir kulüp tarafından yönlendirilemez.
Siyasi imkansızlığın, zorunlu istişare yoluyla mümkün hale geldiği bir dünya için yeni dayanaklar kurulur. Bu, her şeyden önce evrensel insani ilke ve değerleri gözetmeye adanmış, yeni, küresel etkili üyelerle yeni, inandırıcı bir Güvenlik Konseyi’nin yolunu açar. Bu entelektüel bir seçenek değil; ameliyat masasındaki bir dünya için varoluşsal bir zorunluluktur. Savaşı önlemenin tek yolu, ilk kurşun sıkılmadan önce her tarafın dinlemeye, istişare etmeye ve eylemlerini haklı çıkarmaya zorlandığı bir mekanizma yaratmaktır. Bu sadece barışa giden yol değil, istikrarlı bir küresel geleceğin tek muhtemel önsözüdür.”












