Hırvatistan Başbakanı Andrej Plenković, Avrupa Birliği’nin uzun vadeli rekabetçiliği için demografik canlanma, enerji bağımsızlığı ve güçlü bir savunma politikasının kritik öneme sahip olduğunu vurguladı. Plenković, Ukrayna’da kalıcı bir barış sağlanmasının ise ülkenin Avrupa yolunun temeli olması gerektiğini belirtti.
Plenković, Zagreb’de düzenlenen Avrupa Halk Partisi (EPP) uluslararası toplantısının ardından yaptığı açıklamada, EPP liderlerinin “Avrupa’nın Demografik Canlanması” konulu bir stratejik önerge sunduğunu ve kıtadaki hızlı nüfus yaşlanmasına dikkat çektiğini söyledi.
Hırvatistan’da ortalama yaşın AB ortalaması olan 44,7 olduğunu belirten Plenković, demografik eğilimlerin ekonomi, iş gücü piyasası ve göç gibi siyasi açıdan hassas konuları etkilediğini kaydetti. Başbakan, “Demografik canlanma olmadan rekabetçilik olmaz; sürdürülebilir konut olmadan genç aileler güçlenemez; bağımsız enerji politikası olmadan Avrupa ekonomisi güvence altında olmayabilir” dedi.
Enerji konusuna değinen Plenković, Avrupa’nın petrol ve gaz ihtiyacının %90’ını, kömür ihtiyacının ise yaklaşık üçte ikisini ithal ettiğini belirterek, AB’nin vatandaşları ve ekonomiyi güvenli enerji arzından mahrum bırakmaması gerektiğini vurguladı.
Güvenlik ve küresel sorunlara ilişkin olarak Plenković, savaşlar, göç ve transatlantik ilişkilerdeki değişimler ışığında AB’nin daha hızlı ve kararlı adımlar atması gerektiğini ve ABD ile diyalogların sürdürülmesi gerektiğini söyledi.
Nükleer caydırıcılığa değinen Plenković, Fransa’nın nükleer kapasitesinin Avrupa ortakları için kullanılabilir olduğunu belirtti ve nükleer enerjinin Avrupa’da istikrarlı ve uygun maliyetli bir enerji kaynağı olarak rolü hakkında kapsamlı bir tartışma gerektiğini ifade etti.
Plenković, Ukrayna’daki savaşla ilgili olarak, ateşkes veya barış anlaşmasının kalıcı barış ve ülkenin Avrupa yolunun oluşturulması için ön şart olması gerektiğini vurguladı. AB ve üye ülkelerin Ukrayna’ya verdikleri desteğin devam edeceğini belirten Plenković, ABD’nin barış çabalarını memnuniyetle karşıladığını ve barışın “kalıcı ve adil” olması gerektiğini söyledi; aksi takdirde bunun uluslararası ilişkilerde tehlikeli bir emsal oluşturacağını belirtti.








