Balkanlar’ın Avrupa Birliği Yolculuğu Türkiye Perspektifinden Değerlendirildi

Balkan Siyasetinin Türkiye Perspektifinden Okunması başlığı altında düzenlenen seminerde, Balkanlar’ın Avrupa Birliği ile entegrasyon süreci tarihsel, siyasal ve jeopolitik boyutlarıyla ele alındı.

Seminere konuşmacı olarak katılan Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı Başkanlık Müşaviri Adem Burunkaya, sürecin yalnızca teknik bir genişleme meselesi olarak değil; Avrupa’nın siyasi bütünlüğü, güvenliği ve ortak değerlerinin geleceği açısından değerlendirilmesi gereken uzun soluklu bir dönüşüm süreci olduğunu vurguladı.

Seminerde, Balkan coğrafyasının Avrupa tarihinin en yoğun biçimde yaşandığı alanlardan biri olduğuna dikkat çekilerek, kimlikler, sınırlar ve siyasal kırılmaların kesişim noktasında yer alan bölgenin Avrupa bütünleşmesinin tamamlanıp tamamlanamayacağının bir testi niteliği taşıdığı ifade edildi. Bu çerçevede, 1990’lı yılların Balkanlar açısından yalnızca bir geçiş dönemi değil; Yugoslavya’nın dağılmasıyla birlikte savaşlar, parçalanmalar ve devlet inşa süreçleriyle şekillenmiş travmatik bir dönem olduğu belirtildi. Bu süreçte Avrupa Birliği’nin bölgeye daha çok kriz yönetimi perspektifiyle yaklaştığı, entegrasyon fikrinin ise uzun süre ikinci planda kaldığı değerlendirildi.

Burunkaya, bu yaklaşımın 2003 Selanik Zirvesi ile önemli ölçüde değiştiğini belirterek, Batı Balkan ülkelerinin geleceğinin Avrupa Birliği içinde olduğunun ilk kez açık ve net bir siyasi taahhüt olarak ortaya konduğunu ifade etti. Bu kararın, Balkan ülkeleri için reform süreçlerinde temel bir referans noktası haline geldiği vurgulandı. Günümüzde ise Balkanlar’ın Avrupa Birliği yolunda tek tip ve homojen bir ilerleme sergilemediğine dikkat çekildi. Slovenya ve Hırvatistan’ın tam üye olduğu, Karadağ ve Sırbistan’ın müzakere sürecini sürdürdüğü, Arnavutluk ve Kuzey Makedonya’nın müzakerelere başladığı; Bosna-Hersek ve Kosova’nın ise adaylık sürecinin daha erken aşamalarında bulunduğu ifade edildi.

Seminerde ayrıca, entegrasyon sürecinin son yıllarda daha somut adımlarla ilerlediği örnekler üzerinden ele alındı. Karadağ’ın müzakere sürecinde en ileri ülke konumunda olduğu, Bosna-Hersek ile imzalanan Frontex anlaşmasının güvenlik ve sınır yönetimi boyutunu güçlendirdiği, Kosova’da siyasi istikrarın artmasıyla birlikte Avrupa Birliği fonlarının yeniden devreye alınmasının reform–ödül ilişkisinin güncel bir örneği olduğu değerlendirildi. Bununla birlikte hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve yolsuzlukla mücadele gibi alanlarda yaşanan yapısal sorunların, sürecin önündeki en önemli engeller olmaya devam ettiği vurgulandı. Sırbistan–Kosova normalleşme sürecinin ise yalnızca ikili bir mesele değil, tüm bölgesel istikrar açısından belirleyici bir unsur olduğu ifade edildi.

Konuşmada Avrupa Birliği’nin bu zorluklara karşı yaklaşımını güncellediği belirtilerek, aşamalı entegrasyon modelinin ön plana çıktığı aktarıldı. Tam üyelik öncesinde somut kazanımlar sunmayı amaçlayan bu model kapsamında, reform yapan ülkelerin fonlara erişiminin artırılması, ortak pazara kısmi entegrasyon ve AB programlarına katılım gibi mekanizmaların devreye alındığı ifade edildi. Ukrayna savaşı sonrasında değişen jeopolitik dengelerin Balkanlar’ın stratejik önemini daha da artırdığına dikkat çekilerek, entegrasyon sürecinin artık yalnızca bir genişleme politikası değil, Avrupa’nın güvenliği açısından stratejik bir zorunluluk haline geldiği vurgulandı.

Seminer, Balkanlar’ın Avrupa Birliği ile entegrasyonunun bir takvim meselesinden ziyade; kurumsal dönüşüm, demokratik kültürün yerleşmesi ve toplumsal uzlaşının güçlenmesi anlamına geldiği değerlendirmesiyle sona erdi. Burunkaya, başarılı bir entegrasyon sürecinin Balkanlar ile Avrupa arasındaki karşılıklı bağı güçlendireceğini ifade etti.

Read Previous

Tekrarlanan Belediye Başkanlığı Seçimlerinde Saat 11.00 İtibarıyla Katılım Yüzde 3,32

Read Next

K. Makedonya’da Şiddetli Yağışlar ve Kar Nedeniyle Ülke Genelinde Sel ve Tahliyeler