• BUGÜN 16/31
  • Geçmişe Özenmek

    June 14, 2019 | 15:32

    Sevgili Time Balkan okurları uzun bir aradan sonra yeniden Sizler için yazmak inanın ki bende  özel mutluluğu yaşatmaktır. Bu ara  yazmadığımın nedenini   bilmek isterseniz,  hemen belirteyim , yazımın başlığından anlaşıldığı gibi geçmişe özenmekten dolayıdır. Evet, -Geçmişe Özenmek-  derken   şunu belirtmek isterdim, ben çocukluğumun, gençliğimin Ramazanlarını, Bayramlarını özlediğimi vurgulamaktı amacım. Çocukluğumun- gençliğimin Ramazanları bir başkaydı, öyle şahşahalı iftar sofraları yoktu, olmazdı ve de olamazdı. Bizler  iftarlarımızı  eş, dost, akrabayla birbirimize giderek hep beraber açardık. Nasıl da lezetliydi böylesi sofralarımız. Gençler böyle iftar sofra buluşmalarımızı tabii ki bilemez, ancak aileleri, anne babaları bilir ve eminim ki onlar da benim gibi eskiden  birbirimize gitmekle açtığımız  iftarların, Ramazanların heyecanını yüreklerinde hissederler.

    Birkaç yıl  Ramazan ayında  düzenlenen iftar sofralarındaki  gösteriş herşeyden önce Ramazan’ın asıl amacını da  ikinci plana itmektedir bence… Bizler eskiden heyecanla Ramazan ayına girerdik, Ramazan öncesi  biz  çocuklar, – DÜZ  Pite düzledim Ramazanı özledim – dizelerini   ve  –Ramazanın ilk gecesi yandi pilav tenceresi -, Ramazan sonunda da – Kol Pite Kolladım Ramazanı yolladım-  söylerdik. Evlerimizde, konu  komşuda  bir heyecan bir  heyecan sarardı, anne, teyze, yengelerimizi, herkes Ramazan iftarlarında hangi yemeği  pişirme  telaşına girerdi. Ramazanın ilk haftasında tabiki ailemizle birlikte iftarları açardık, sonra komşularımızla birbirimize gitmekle iftarlarımızı birlikte açar, daha sonraları da akrabalarımızla birbirimize giderek  hep beraber  iftarlarımızı açardık.  Ramazanın son haftasında  ise Bayram heyecanı  hepimizi, küçüğünden  büyüğüne sarardı. Bayram baklavası, Annelerimiz, Ninelerimiz, Teyzelerimiz  birbirlerine yardım etmekle  açılırdı yufkalar… Evet sevgili Time Balkan okurlarım böyleydi bizim çocukluğumuz ve gençliğimizdeki  Ramazan ve Bayramlar… Günümüzde herşey çoook değişti. Şehirler, evler, insanlar değişti. Doğrudur bu değişiklikleri yaşarken ne yazık ki eski heyecanlarımızı yaşayamaz oldu. Evler büyüdü ancak insanlar arasındaki dostluklar, sevgiler hergün biraz daha  geride kalmışlığa benziyor… Günümüzde  herşey  göstermelik olmuşken ne yazık ki Ramazan ve Bayramlarımız da göstermelik oldu. Bayramlıklarla mutlu olmuyor çocuklarımız hep daha fazla ve daha fazlasını istiyor. Halbuki benim çocukluğumda  bizler  Bayram Şekerleriyle de mutlu olmayı beceriyorduk. İşte tam da bundan dolayıdır ki hep – nerde o eski günler , nerde o eski  Ramazan ve Bayramları-  telaffüz ediyoruz.

    Düşünün yaşadığınız şehrin bir yerlerinde görkemli iftar sofraları kurulurken aynı şehrin bazı illerinde ekmeğe doyamayan isnanların durumlarını, işte tam da bundan hareketle ben bu tür  kurulan iftar sofralarına karşıyımdır. Belki bu satırlarımı yazdığımda kimseler beni haksız bulacaktır, ancak bu benim şahsi görüşüm ve de düşüncemdir. Sadece eski   Ramazanların  iftar sofralarında ki, eş, dost, komşu, akraba arasındaki yardımlaşmayı anımsatmaktı amacım.

    Ramazan  geldi geçti, bir Ramazanı  da  geride bıraktık  ve Bayram günlerine kollarımızı açtık… Ben de bir arkadaşımla birlikte Bayram Günlerimi Türkiye’nin   güzelim  şehirlerinden ESKİŞEHİR  ve BURSA’ya  gitmeyi  uygun buldum. Evet  Bursa’ya ilk gittiğimde çocuk  yaştaydım, çok sevmiştim oraları. Bursa’nın güzelliği mi yoksa oralara göç eden benim çok sevdiğim   Anne  hitab ettiğim Babamın akrabalarından mıydı, bilemiyorum. Ancak  bugünlerde  ziyaret ettiğim  çocukluğumun  Bursa’sı   gitmiş yerine  bambaşka bir  şehirdi  gördüğüm . Tabiki, güzelim ULU CAMİ, YEŞİL CAMİ,  KOZA HAN, EMİR HAN tarihi anılarıyla ve yemyeşil   Kültür Parkı  misafirleri günümüzde de celbetmeyi başarıyorlar.  Kültür Parkını anarken şunu belirteyim ki, yeşil  bir parkın güzelliğine burada tanıdığımız  genç kızkardeşlerin  bizlere gösterdikleri  misafirperverliği  gezimize   güzellik katıp  bize unutamıyacağımız  anları yaşattığıklarını  da anmadan  yapamıyorum. Bursa’nın güzelliklerini anlatmak için  sayfalar gerekir,  ancak eski   tarihi  eserlerinin  günümüzde de görülmesi herkes için özel duyguyu yaratır. Derken   heryerde olduğu  gibi  bir zamanların  Bursa,  insanlarının  güler yüzleri, sevinçleri, mutlulukları geride kalmıştı sanki.. .  İki gün içerisinde  görebildiklerimden herkes bir telaş  içinde, herkes bir yere acele ediyor gibime geldi.  Gördüklerime rağmen yine de   Bursa’yı  bugünün  haliyle gördüğümden   de mutluydum. Zaten dünyanın  her  yerinde değişmelere kucak açmış insanlar.   Bursa’ da da  insanların  yaşama ayak uydurma çabası farkediliyor.

    Eskişehir’e  de geldik . Ankara – Eskişehir hızlı  trenle yolculuğumuz geçti. Uzun  zamandır  tren yolculuğunu yapmamıştım   , hele hızlı trenle ilk defa  yolculuk yaptım…  Özel bir duyguydu  hızlı tren yolculuğu… Eskişehir’e  4o yıl öncesi  gitmişliğim olmuştu, hatıramda   sadece  Porsuk çayı kalmıştı. Ancak Ramazan ay içerisinde  , Avrupa  şehirler  arasındaki  gelişme yarışmasında  T.C. Eskişehir’ in birinci  şehir  ünvanını  kazandığını  bir yazıda okumuştum. Yıllar içerisindeki değişimi görmek istedim.

    Böylece  ESKİŞEHİR’e geldik. Gerçekten de modern bir şehirle  karşılaştım . Burada arkadaşlarla iki gün kaldık. Ancak bu iki gün süresince Eskişehir’in tüm güzelliklerini göremedik ne yazık ki.  Böylece, iki gün içerisinde Eskişehir’in  Porsuk çayındaki Vapur gezisine hayran kaldım, sanki eski Porsuk çayı gitmiş yerine  kocaman bir nehir gelmiş ki Vapur Gezilerini düzenliyor. Sazova Parkına ne demeli. Ayrı bir  hayal ile gerçek dünyası. Buradaki güzellikler gerçekten de insanı hayal dünyasına  istemeseniz de götürüyor. Evet Bilim  ve Sanat Parkı, Hayvanat Bahçesi,  Eskişehir’in  Büyük Şehir Belediye Başkanı’nın sanat eseri  Balmumu Müzesi, Çağdaş Sanat Müzesi, Odun Pazarı Eski  Türk Mimari Evlerini gezmek gerçekten de  özel mutluluğu bizlere yaşattı. Ancak Eskişehir’in tüm tarihi yerlerini, güzelliklerini  görmek  tabiki iki gün az geldi nedense. Tekrardan Eskişehir’e gelmek, göremediğimiz güzellikleri gezmek için  kendimize söz vererek güzelim şehirden ayrıldık.

    Ramazanın son  ve  Bayram,ın ilk günlerinde gezdiğim  şehirleri yazmakla duygularımı anlatmak istedim. Tabiki eski ve yeniyi birbirine kıyaslamakla eski günlerimde ve günümüzde yaşadıklarımı anlatmaktı amacım.

    Yazımın başında  Ramazan ayındaki  eski  dayanışmayı, insanlar arasındaki yardımlaşmayı özlediğimi vurguladım. Ancak günümüzde de  yardımlaşmanın olduğunu,  okuduğum bir örnekle anlatmak istiyorum.. Türkiye’nin Kırklareli –Lüleburgaz (Türkiye’ye  gelenler bu şehirlerin nerede olduğunu hatırlarlar) ilçesinde bir hayırsever, Ramazan Ayı dolayısıyla ihtiyaç sahiplerine yardım etmek  amacıyla bir Bakkalın veresiye defterini satın alarak, deftere yazılanların   borçlarını ödemiştir. Bu da yardımlaşmanın en iyi örneği olsa gerek. Bunu yapan yardımsever kişi ismini hiç belli etmeden  veresiye defterine yazılanlara yardım ederek   insani  davranışıyla , en güzel Bayram hediyesini vermiştir. Helal olsun, böyle yardım severlere.

    Yazıma  son verirken belirtmek istediğim,   bir  önemli olayı da  anlatayım .  Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş tarihinde önemli  tarihini oluşturan  “  –  1919 -2019,  MİLLİ MÜCADELENİN 100. Yıldönüm kutlamaları” , inanın ki Türkiye’nin  birlikteliğinin insan  sevgisinin  coşkusunu   güçlü olduğunu  bir daha  yaşattı. Evet Tüm Türkiye bu  önemli kutlamayı hep beraber Küçüğü-büyüğü, genci- yaşlısı  birlik olarak görkemlı bir biçimde kutladı. Böyle mutluluk tablosu gerçekten de Türkiye Cumhuriyeti’nin  büyüklüğünü, beraberliğini   ve   güçlü bir ülke  olduğunu   Dünyaya duyurmuştur.

    Yorum Yap