• BUGÜN 16/31
  • Sivil Toplum Deyip Geçmeyin

    November 13, 2018 | 12:43

    Yolu bizim bu tarafa düşenler daha doğrusu Balkanlar’ın herhangi bir ülkesini ziyaret edenler, buradaki Sivil Toplum Kuruluşlarının varlığını ve sayılarını duyunca biraz şaşırıyor. Sivil Toplum Kuruluşu, resmi kurumlardan bağımsız olarak çalışır ve gönüllülük usulüne dayanır. Elbette bütün sivil kuruluşların görevleri farklı farklı da olabilir, kendi alanları içerisinde aynı işi yapanlar da olabilir. Genelde halkın farklı bir sesi olmaya çalışırlar. Ya halkın ihtiyacı ve halkın sesi olarak kendilerine yön verirler ya da halka yön gösterip kendi algılarını halka mâletmeye çalışırlar. Genelde bir ülkede yabancı STK’lar pek hoş karşılanmaz, çünkü yabancı bir elin halkın üzerinde durması tehlikeli sayılabilir. Balkanlar’da hem yabancı hem de yerli STK’lar var. Halkın yabancı STK’ların etkisinde kalmaması için yapılması gereken şeyler de var. Elbetteki kendi içinden olan insanların inisiyatif alarak bu alanda bir çevre oluşturmasını, çocukların ve gençlerin kendi kültüründen uzaklaşmasını engellemek ve onları koruma altına almak için toplumun yararına ve ihtiyaçlarına yönelik çalışmalar yapması gerekir.

    Ecdadımız tarihte halkın yararına çalışacak vakıflar da kurmuş ve gerçekten çok hassas çalışmalar içerisinde yürütmüşler. Bizlerin dedeleri, babaları bu konuda da hep hassas davranmış, “vakıf malına ve mülküne dokunmayı bırak, yanından geçerken tozu bile üzerine yapışırsa bundan mesûl olursun” diye öğretmişlerdir. Tabi ki vakıflar ve dernekler arasında birçok fark vardır. Mesela dernekler  tüzel kişiliğe sahiptir, vakfın anlamı karşılıksız vermektir, yani bağıştır. Dernek kişilerin bir araya gelmesiyle kurulur, yani kişiler üzerine inşa edilir vakıf ise mal veya hizmet üzerine kurulan bir kurumdur. Dernekler kazanç ve kâr amacı gütmezler, şeklinde farklılıkları vardır.

    Kısa sürede kaybedilen Osmanlı topraklarından sonra, Türk toplumu tabiri caizse bir travma yaşayarak daha çok kendi içine kapanmış ve etrafındaki diğer akraba toplulukları tanımaya fırsatı olmamıştır. Buna keza Balkanlar’da yaşayan Türk toplumu ya göç edip Ana Vatan bayrağı altında toplanmış ya da kendi topraklarını terk etmeden kendi evinin içinde kendi dünyasını kurmuştur. Bu süre zarfında yaşadıkları bölgelerde hem savaşlar olmuş hem de türlü baskılar altında kendi kimlik, gelenek ve kültürlerini bir şekilde tüm bu zorluklara rağmen yaşatmaya çalışmıştır. Bundan insanların haberdar olması o dönemde elbette ki imkânsızdı, toparlanıp bir faaliyet yapmanın bedelini canı ile ödeyenler vardı, Yücelciler örneğinde olduğu gibi.
    Bu yüzden uzun süren bir sessizlik, yeniden parçalanma ve dağılma sesleri akabinde patlak veren savaşlardan sonra yine yeniden herkes kendi kabuğuna çekildi. Yaklaşık 90’lı yıllarda özellikle Bosna savaşı döneminde Müslüman Halk birbirine yardım etmek için elini taşın altına koyarak bazı sivil inisiyatifler mecburen çalışmaya başladı. Mesela İHH’nın Bosna Savaşı’na kayıtsız kalamayan gönüllülerin başlatmış olduğu insani yardım çalışmalarının eseri olduğu gibi. Buralarda savaşın en sert rüzgârı esmeye başladığında yeniden kardeşler bir araya toplanır gibi farklı bir hava esmeye başladı. Ardından savaşlar bitti her ülke kendi sınırları içine çekildi. Yugoslavya bölünmüş oldu. İşte bundan sonra Makedonya’da her ne kadar savaştan kıl payı kurtulan bir ülke olsa da 2001 yılında bir iç savaş ve kargaşa yaşandı. Tam o dönemde burada birçok sivil toplum kurluş ve dernekler kurulmaya başladı. Uluslararası kuruluşlara güvenmeyen Türk halkı da onlardan korunmak amaçlı yaşadığı şehirde veya köyde kendi derneğini kurdu. Bunların içinde, eğitim, folklor, kadın dernekleri, yardımlaşma dernekleri vs. şeklinde farklı alanlara hizmet eden dernekler vardı. Ancak kimden yardım istenecekti, ne tür faaliyetler yapılacaktı, proje nasıl yazılırdı gibi bilgiler biraz arafta kaldı. O dönemde Türkiye’nin TİKA’sı bir şekilde yavaş yavaş bu derneklere seminerler düzenleyip nasıl faaliyette olmaları gerektiği konusunda yardımcı olmaya başladı. Tüm Makedonya’da 60’a yakın Türk Derneği vardı. 2003 yılında Türkiye Cumhuriyeti Üsküp Büyükleçiliği bir öneri sunarak bu derneklerden diğer şehirlerde yaşayanların da haberdar olması ve bir koordinasyon sağlanması için bir Çatı örgütünün olması gerektiği fikrini sundu. Bu şekilde Makedonya Türk Sivil Teşkilatları Birliği kuruldu.

    Çatı örgütüne üye olan 55 Türk Derneği de kendi faaliyetleri bazısı daha yoğun bazısı daha az belki ama ne şekilde olursa olsun kuruldukları bölgede halkın bir şekilde ocakları gibi oldu. Üsküp, Gostivar ya da Kalkandelen gibi şehirlerde ister üniversitelerin varlığı ister daha kalabalık nüfusun olması hasebiyle Derneklerin vazifesi daha yoğun oldu. Okuyan Türk gençlerine kütüphaneler kuruldu, burs sağlandı, çocuklar için çocuk dergileri yayınlandı, edebiyatın gelişmesi için kitap yayınları oldu, köylerden şehirde okuyan öğrenciler için ulaşım sağlanması için katkıları oldu. Tabiri caizse derneklerin “çokluğu” aslında dağınık şehirlde yaşayıp oradaki nüfusumuzun “azlığındandı”. Ülkede Soros gibi sivil kuruluşların varlığını unutmadan bir şekilde yabancı kuruluşların kötü emellerine alet olmamak için her köydeki her şehirdeki Türk derneği bizim gözümüz, kulağımızdır, yerleri de hep ayrıdır.

    Bu vesileyle geçen günlerde kuruluşundan beri içinde olduğum ve 15 yıldır faal olan Üsküp’teki Köprü Derneğinin yıldönümü kutlama program vardı. Bizler gençlerimiz ve çocuklarımızla bir mesaj vermeye çalıştık. 15 yıl uzun bir süredir belki bizim için, asıl şimdiden sonra daha büyük görevlerin bizi beklediğinin habercisidir. O akşam tekrardan halkın bizleri aslında ne kadar sahiplendiğini gördük, samimi olmak ve ilkelerinden taviz vermemek her zaman en doğru yolu gösterir. Bizler bir koreografiyle ruh dünyamızı ve kısa filimle görünen dış dünyamızı yansıtmaya çalıştık. Program bittiğinde halk ile derneğin arasında ne kadar güçlü bir köprü olduğumuzun farkına vardık. Genelde birçok program günümüzde “kaç sandalye” dolacak endişesi ile yapılıyor. Kalabalık görünmek değil, insan olabilmek önemli. Bizler, sandalye değil insana değer verdiğimiz için ayakta bile programı izleyen halkımız vardı. Bir kez daha ne kadar doğru bir yerde olduğumuzu ve tüm zorluklara rağmen iyi ki de pes etmemiş olduğumuza şükrettik. Haliyle de daha yolumuzun uzun olduğunu anladık, ne diyelim yılları yıllara bağlasın Köprü…

    Yorum Yap