• BUGÜN 16/31
  • Ramazan Hatıraları

    June 7, 2018 | 17:37

    Evet Onbir Ayın Sultanı ‘RAMAZAN’ ayının sonlarına yaklaşıyoruz. Günümüzde Ramazan ayını dünyanın gelişmiş teknoloji sistemiyle geçiriyoruz. Teknoloji imkânları her alanında görünür olduğu kadar Ramazanı da etkiliyor. Günümüzün nesli elbet bir gün böyle teknoloji gelişimi içinde kutladığı Ramazan’ı da daha genç nesillere anlatacaktır, tıpkı Bizler eski Ramazanlarımızın özlemini Siz sevgili okurlarımıza anlatmaya çalıştığımız gibi… Her dönemin tüm değerleri kadar Ramazan aylarının da kendine özgü yaşantısı var…

    Ben bu yazımda çocukluğum döneminde yaşadığım Ramazanları anlatmaya çalışacağım. Memleketim, Üsküp şehrinde yaşamım geçti. Çocukluğum dönemimde, doğrusu 1959 yılına kadar Büyük Babam, Nebi Efendinin hakkın rahmetine kavuştuğuna dek, Ramazan’ın özelliğini yaşıyorduk ailece. Üsküp’ün iki yakasında, biri Karşıyaka( Vardar’ın sağ tarafı) bugünün  -Makedonya Film- alanlarında,  biri de Bit Pazar, doğrusu Sultan Murat Caminin eteklerinde evlerimiz vardı. ‘İrfan’ okulunda ilkokulumu okuduğumu yazmıştım yazılarımdan birinde… Aynı dönemin Ramazanları da bir başkaydı bizler için…  Efendi Babam (Dedem) ,  yaşamı boyunca her Cuma, Cuma namazını Çarşının içindeki Murat Paşa Camiinde kıldıktan sonra bize gelirdi. Efendi Babamızın gelmesini canla beklerdik Biz çocuklar. Çok severdik Efendi Babamızı. Bizlere Dinimizin güzelliklerinden bahsederdi… Ramazan aylarında ise hemen de her iftar orucunu bizimle açardı. Bizde Efendi Babamızdan dinimiz hakkında çok şeyleri öğrendik. Nur içinde yat sevgili Efendi Babam…

    Yazıma böyle bir girişten sonra Ramazan ayının güzelliklerine de değinmeyi uygun buluyorum. Bit Pazarındaki evimizin, Pazara çıkış caddesinin tam da ortasında eski Türk –Osmanlı eseri LONCA- çeşmesi vardı. Çeşmenin özelliği de eski tarihi bir eser oluşu yanı sıra, suyu çok soğuktu. Biz çocuklar, iftardan önce LONCA çeşmesinin soğuk suyundan testilerimizi doldurur evimize taşırdık. LONCA çeşmesi derken, Evliya Çelebi’nin “Seyahatnamesinde”, Üsküp’te 110 çeşme ve 200 kadar sebil bulunduğu yazılıdır. Üsküp’te bulunan çeşmelerin hangi çeşmeler olduğuna gelince bu konudaki tarihi bilgilere göz atmak gerekir.  LONCA çeşmesinin tam da bulunduğu yeri anlatmaya çalışacağım. Bit Pazar – Gazi Baba, bir yandan, diğer yandan da Yeni Cadde-Çayır  –   dört yol ağzında, gelen geçene selam veren yakışıklı bir delikanlı edasındaydı LONCA. Çayıra giden yolun üzerinde de birbiri ardına dizilmiş Faytonlar vardı…  Böyle bir görüntü inanın ki o dönemin kendine özgü yaşam tablosunun özelliğini de anlatıyordu. Ancak böyle bir tablonun bugüne kadar olmayışının da en büyük nedeni Çeşmenin yıkılması demeyeyim de ortadan kaldırılmasından ibarettir.     Çeşmenin ortadan kaldırılmasına ilişkin belgelerde yazılan açıklama ‘ yolun işlekliğinde engel olduğundan dolayı’  verilmiş. Ancak, böyle değerli tarihi eserin ortadan kaldırılmasının açıklanması da akla alınmayacak kadar gerçek dışı bir anlatım…

    Günümüzde bırakın bu güzelliklerden eserin olmayışı bir yana da, böyle tarihi eserlerin ve böyle güzel bir sokaktan hiç söz edilmeyişi ise ayrı bir hüznü ortaya atmaktadır…  Bu satırlarda böyle bir Nostalji güzelliği yazarken inanın ki o günlerin hatıraları gözümün önünde canlanıyor. Anlattığım LONCA çeşmesi ve Faytonların Caddesi gerçekten de dönemin özelliklerinin aynasıydı…

    … LONCA çeşmesinden iftar suyumuzu aldıktan sonra Biz çocuklar kandillerin yanması için mahallede beklerdik. Kandillerin İftar saatinin haber verişi de başka bir havayı ortaya atıyordu. Günümüzde hoparlörden iftar saatini anlıyoruz. Önceki heyecanı yaşamak mümkün değil…  Müezzin minarenin şerefesine çıkar İftar zamanı geldi diye ezan sesi ve kandillerin ışıltıları bildirirdi… Özel yaşantı ve heyecandı… Çocuklar kandillerin yandığını eve koşarak evdekilere haber verirdik. Böyle bir bekleyiş, böyle bir haber de kendine özgü bir olaydı…

    …. Cami minarelerinden söz ederken, çocukluğumda bir caminin yıkımı da aklıma geldi. Bazı evraklara göre Yelen Kapan Cami minaresinin, 1963 yılının Üsküp Depreminden yıkıldığı yazılıyor. Böyle bir bilginin bence pek de doğru olmadığı kanısındayım, çünkü sözünü ettiğim Cami minaresinin nasıl da insanlar tarafından kalın sicimlerle yıkıldığı gözlerimin önünden gitmiyor. Bence bilinçli bir şekilde bu Caminin de,  1925’lerde Vardar Nehri kenarındaki –Burmalı Cami-nin yıkımını yaşadığı kanaatimdeyim. Burmalı Caminin yıkımından sonra, Üsküp’ün karşı yakasında yaşayan Müslümanların çoğu ibadetleri için, Murat Paşa, Sultan Murat, Mustafa Paşa Camilerine geliyorlardı…

    … Ramazan Ayında oruçlar tutulur. Bizim evimizde de Başta Efendi Babam olmak üzere oruca saygı vardı. Hele benden küçük kız kardeşim Semiha küçük yaştan oruca sevdalıydı. Edebildiği kadar niyetini hiç bozmazdı. Bana gelince ne yalan söyleyeyim ben iftara kadar aç dayanamazdım. Öğlene kadar bir türlü ama öğlenden sonra asla yapamazdım… Bu konuda hep kıskandım kız kardeşimi… Geçenlerde Ankara’ya Ramazan’ın ilk iki haftasını yanımda geçirmek için gelen kız kardeşimle hep bu konuyu konuştuk… Böylece kız kardeşimin orucundan dolayı beni de ,   ‘TEFEYYÜZ’ okulu öğretmeni rahmetli Hümaşah Vardar ( Eşleri Hüsamettin Vardar Babamın kuzeniydi) Ramazanlarda birkaç günlüğüne misafir ederlerdi.  Onlarla beraber geçirdiğimiz Ramazan iftarlarını, sahurlarını unutamıyoruz. Nur içinde yatsınlar. Üsküp’te Meşhur Sünnetçi  – Berber,   Hakkı Amcamız vardı. Hakkı amcamızın teyzelerinin hazırladıkları meşhur iftar sofralarına hep davet edilirdik.   Hakkı Berber’in kızları rahmetli adaşım Saadet’ le Ramazan iftarlarında beraber olurduk… Bu yazıyı yazarken güzelim çocukluk Ramazanlarımın özlemini çekiyorum. Nerde o eski Ramazan’lar dedirtecek kadar güzeldi Ramazan gecelerimiz. İftarlardan sonra, sahura kadar mahallemizde çocuklar arasında şenlik olurdu. Teravilere zaman zaman giderdik. Okunan duaları anlamazdık ama duygusallığını yaşardık…

    … Günümüze dönerek, böyle görüntülerin kaybolduğuna da şahit oluyoruz. Teknolojinin gelişimiyle insanları birbirinden uzaklaştırıp, kendi kabuklarına kapattığı da bir gerçek. Bunu yaşıyoruz hep birlikte. İnsanlar arasında Dini Bayramların da telefon mesajlarıyla kutlanan bir dönemdeyiz. ..

    … Bugün eski çocukluğumda yaşadığım Ramazanların özlemini yaşarken, bir de Efendi Babamızın Ramazanla ilgili anlattıkları aklıma geliyor. Evet, Ramazan ayının sağlığa ne kadar da önemli olduğu, yıl boyunca aldığımız besin kalıntılarının vücudumuzdan arındırılması bir yana, böyle Ramazan ayında niyetli olmak aslında, savaşlarda askerlerimizin günlerce aç kaldıklarının hatırlanmasıdır da bir bakıma. Savaşlar hiç bitmiyor günümüzde de, askerlerin savaş esnasında yiyecek  -içeceklerinin olup olmadığının hatırlanmasıdır Ramazanlar. Aynı zamanda yiyeceklerimizi paylaşmaktır Ramazanlar…

    …. Günümüzün şaşaalı iftar sofralarına bakıyoruz. Bir yanda fakir sofralar bir yanda da gösterişli sofralar. Halbuki dinimizin emrettiğine göre iftar sofralarının daha sadesi makbuldür. Hatırlıyorum Efendi Babam iftarını açtıktan sonra bir tas çorba içip teraviye hazırlanırdı. Meraktan sorardık, neden böyle az yiyorsun diye. Her defasında aynı cevabı alırdık- gün boyu aç kalınca hemen de midemize fazlasıyla yemek indirmek zararlıdır- . Gerçekten de öyledir. Ancak günümüz Ramazanın şaşaalı sofralarındaki yemekler midemize sağlıksız indirilenlerin kanıtıdır. Bu da sağlıksız bir yaşantı içinde olduğumuzun aynasıdır. Halbuki büyüklerimizin Ramazan sofralarını örnek alsak yaşantımızın daha sağlıklı geçeceği de şüphesizdir…

    … Bu yüzden de eski Ramazanlarımızın gösterişsiz, sağlıklı geçtiğini her defasında hatırlayıp, büyüklerimiz kadar sağlıklı beslenmemiz ve de sofralarına bir lokma yiyecek koyamayan insanları hatırlayarak, var olan yemeklerimizi paylaşıp aslında dinimize en büyük saygımızı yapmış oluruz. …Unutmamalıyız ki güzelim dinimiz mütevazılığı öneriyor. Ancak yaşadığımız dönem mütevazilikten uzak ne yazık ki şaşaalı iftar sofraları ve gösterişi ön plana getiriyor… Üzücü ama gerçek…

    …. Ramazan ayı gelince hep çocukluğumu, mahallemizin güzelim LONCA çeşmesinin soğuk suyunu,  yol üzerindeki faytonları, tarihi camilerimizi,   kandillerin ışıltısını ve Efendi Babamızın Ramazan Sohbetlerini özlüyorum… Bundandır ki hep eski Ramazanların günümüzde de yaşanmasını ve yaşatılmasını arzularım…

    Yorum Yap