• BUGÜN 16/31
  • Karın Düşündürdükleri

    January 5, 2019 | 00:52

    Dün akşam arkadaşlarla oynadığımız pskiolojik bir oyunun ardından Üsküp Türk Çarşısı’ndan eve doğru giderken atıştıran kar eşliğinde gazetecilik mesleğinin gelecekteki serüveni ve haber olgusu hakkında düşüncelere daldım. Düşünce deryasının beni götürüceği yerden bihaber..

    Geleneksel habercilikten günümüze, Yeni Medya ile birlikte her bireyin potansiyel bir gazeteci olması, önümüzdeki dönemde gazetecilik mesleğinin nerelere doğru evrileceği sorusunu getirdi aklıma. Dijital teknolojilerin bütünleşmesi, İnternet ve mobil medya, gazeteciliğin ve diğer medya biçimlerinin içeriğini ve haber anlatım olanaklarını önemli ölçüde dönüştürdü. Artık birçok devlet başkanı, bakanlar, kurum yetkilileri duyuruları, haberleri, yenilikleri kendi sosyal medya hesaplarından duyuruyor. Medya kurumları da zaten vatandaşların pek çoğunun daha önce almış olduğu bilgiyi tekrarlamış oluyor. Bu ve buna benzer örneklerden yola çıktığımızda medya kuruluşlarına şu anda sadece sosyal medyada dolaşan bilgi kirliliği, mezenformasyon ve dezenformasyona karşı haberin “güvenilirliği” için gerek duyulduğu görülüyor.

    Yağan karda yürümenin ve kendinle konuşmanın verdiği keyif soğuğa aldırmadan adımlarımı daha da yavaşlatmama vesile oldu. Bit Pazarı’nı bitirmiş Züccaciyeler (Plastikacilar) Caddesi’nden karşıya atlarken bu kez üniversitede  aldığım derslerden haber tanımları ve habercilik kuralları üzerine düşünmeye başladım ve bir sürü tanımdan aklımda kalanları sayıkladım: Haber olaydır; bir kimse ya da bir yedeki olaylar hakkındaki bilgilerdir; insanların bilmek istediği herşeydir, dedikten sonra en çok sevdiğim tanım olan, “Gazetecilik, soru sorma sanatıdır” tanımını anımsadım. Haber kurallarının medya yöneticileri tarafından, yayın politikasına ters düşmeyecek şekilde sabah uyandıklarında o günkü enerjilerine göre belirlendiğini düşündüm. “Haber kuralları” keyfimin kahyası mısın demenin bir başka şekliydi belki de.

    Kar o kadar güzel yağıyordu ki birşeye takılıp kalmaya izin vermiyordu sanki. Günahkarız. O kadar günahkarız ki kıyamete kadar kar yağsa yine de beyazlamayız dedim bir an içimden. Soru sorma sanatını ne kadar icra edebiliyorum ya da icra etmemize izin veriliyor sorusuna gelecekken tam Yahya Paşa Camii’nin yanından yürürken biri benden 3-4 yaş büyük, diğeri benden 3-4 yaş küçük iki arkadaşın Üsküp Türkçesiyle konuşmaları takıldı kulağıma. İki arkadaştan büyüğü ülkedeki işsizlikten yakınarak; “İş yok. Olsa niçin işlemeyelim. Fakultet (üniversite) da bitirsen iş bulamaysın. Bak karşı karşiya eczaneler. Bitirsan eczacilik belli kaç kişi girebilecek işe. A OLSAN İSTANBUL’DA BULURSUN İŞ. HER YERDE ECZANE, HER YERDE İNS” … derken duyabileceğimden fazla uzaklaştılar. Ülkedeki çoğu gencin yaşadıklarına tercüman olan iki gencin konuştuklarını düşünce süzgecinden geçirmeye hazırlanırken önümde yolcu bekleyen ve arabasında Fenerbahçe bayrağı olan bir taksi gördüm….

    Bir an durdum. II. Bayezid’in damadı Yahya Paşa’nın 1504 yılında yaptırdığı cami, iki gencin Üsküp Türkçesiyle dert yakınmaları ve Fenerbahçe bayrağı. İçim ürperdi. Saniyeler içinde şahit olduğum olaylar Taksim’de yılbaşını kutlayan “Suriyesizler” üzerinden sosyal medyada başlatılan tartışmalar ve Rumeli göçmenleri muhabbetlerini hatırlattı. Babama, dedeme onun da dedelerine ve bedeller ödeyip bu toprakları vatan bilip göç etmeyenlere bir kez daha teşekkür borçlu olduğumuzu düşündüm. Bilirsiniz, bazen “boşa kürek sallama” hissi kaplar dört tarafımızı. Öyle bir dönemde omuzlarımda büyük bir “emanet”in olduğunu hatırlattı bu küçük tevafuklar silsilesi…

    Eve vardığımda kafamı sokak lambasına doğru kaldırdım. Birbirimize zarar vermeden de yol almanın mümkün olduğunu anlatan kar taneleri Sezai Karakoç’un Kar şiirini anımsattı:

    Karın yağdığını görünce
    Kar tutan toprağı anlayacaksın
    Toprakta bir karış karı görünce
    Kar içinde yanan karı anlayacaksın

    Allah kar gibi gökten yağınca
    Karlar sıcak sıcak saçlarına değince
    Başını önüne eğince
    Benim bu şiirimi anlayacaksın

    Bu adam o adam gelip gider
    Senin ellerinde rüyam gelip gider
    Her affın içinde bir intikam gelip gider
    Bu şiirimi anlayınca beni anlayacaksın

    Ben bu şiiri yazdım aşık çeşidi
    Öyle kar yağdı ki elim üşüdü
    Ruhum seni düşününce ışıdı
    Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın

     

     

     

     

     

     

    Yorum Yap