• BUGÜN 16/31
  • Karantina Günlerinde Ramazanın Hikmeti

    May 10, 2020 | 02:59

    Gönül boşluğundan doğan ruh halimiz

    Haftalardır, aylardır şehrimizi, memleketimizi, tüm dünyamızı saran pandemi ile karşı karşıya kaldık. İnsanlık çok büyük bir acı, ıstırapla, kederle karşı karşıya kaldı. İnsanlık büyük bir imtihan sürecinden geçmektedir. Camilerimiz kapandı, belki sadece hatalarımızdan dolayıdır. Ya da nerede ne yapmadık ki, Rabbimiz camilerimizin kapılarını yüzümüze kapattı. Sosyal mesafe, sosyal izolasyonla yaşamaya alıştık. Çocuklarımız okula gidemez duruma geldi. Öyle değil mi hepimiz evlerimize kapandık aslında evlerimize kapandık değil de evlerimize döndük desek bence daha isabetli olacaktır.

    Günümüzde insanlığın gönül boşluğundan meydana gelen, ruh hali, ’ahir zamanlarda yaşamak’ misali gibi oldu. Bu şu demek, biz aslında iki pandemi ile savaşıyoruz, biri Kovid-19, diğeri ise cehalet.

    Zaman arabasına baktığımızda, modern insana hayat dinamiğinin verdiği yorgunluk, bunalım, çıkmazlık, bitmek bilmeyen savaşlar özellikle İslam coğrafyamızda, ekonomik sistemdeki dengesizlikler, çeşitli aralıklarla patlak veren toplumsal bölünmeler ile karşı karşıyayız. İşte bu salgın dünyanın gidişatını değiştirdi, dünyayı titretti, büyük panikler yaşandı, insanın ruh halini keşfetmesine vesile oldu. İnsanları kıtlık korkusu sardı ve gıda stokçuluğuna yöneltti. Çok tabii olarak alışveriş yapacağız. Fakat korkudan doğan kıtlık nedir.
    Gönül boşluğundan meydana gelen ruh hali, bize bunu altı asır önce yaşamış büyük İslam düşünürü çok açık bir şekilde tasvir etmektedir, İbni Haldun şöyle buyurmaktadır:

    “Kıtlık zamanlarında insanları açlık değil, alışmış oldukları tokluk öldürür’’

    İşte insanlığın ruh hali bu, aslında sadece bu mu öldürür, hayır alışmış oldukları haram lokma da öldürür, alışmış oldukları haksız kazanç öldürür, alışmış oldukları hacdan elde ettikleri gelir değil fakat ticareti hacca, umreye çevirenlerin elde ettikleri tokluk öldürür, ihanet öldürür, rüşvet öldürür, paraya aitlik öldürür, sahiplik değil, vakıf malını yiyip, satıp ve oradan alışmış oldukları tokluk öldürür. Ümmetin mülteci durumuna düşmüş, ki günümüzde İslam coğrafyasından Avrupa’ya pazarlanan, satılan, kayıp olan 20 bin üzerinde ümmetin yetim çocuklarıyla ticaret yapanların elde ettikleri tokluk öldürür, öğrencilerden rüşvet talep edenlerin alışmış oldukları tokluk öldürür, alışmış oldukları okul sınıflarını kiraya vermek öldürür. Memur olarak devlet dairelerinde çalışmak isteyen kız ve erkek evlatlarımızdan alışmış oldukları rüşvet vs. öldürür. İşte bunlar öldürür, öyle değil mi?
    İnsanlığı bu ölümlerden kurtarmak istiyorsak eğer, insan olmak ve insan kalmasını istiyorsak eğer, dünyamızı cennete dönüştürmek istiyorsak eğer, bunu yapma fırsatımız var.

    İşte dinimiz bizi yüceltmek için ramazan ayına ulaşmayı nasip ediyor. Ramazana ulaşmak önemlidir fakat değerli olan ramazanla buluşmak yani ramazanlaşmak.

    Ramazan bize her yıl geliyor fakat bu yıl çok faklı bir şekilde geldi. Peki ramazan bize ne yapmak istiyor özellikle bu karantina günlerinde onu nasıl algılamalıyız.

    Ramazan bize dağılmışlığımızı toparlamak için gelir. Başta kendimizi toparlamayı öğretir. Aklımızı, duygu ve düşünce dünyamızı, ruh ve hatta bedenimizi toplamayı öğretir. Buna bir fırsat verelim bize öğretsin ramazan. Ramazan bize, parçamızı bütünlemek için gelir. Parçaladığımız hakikatin hakikat olmaktan çıktığını öğretir. Ramazan bize unuttuklarımızı hatırlatmak için gelir. Başta kendimizi unuturuz. Kıymetli hocam Prof. Dr. İ. Bardhi’nin dediği gibi, “Unutursak, unutuluruz”.

    Öyle değil mi, kıymetli dostlar. Biz, akrabalarımızı, komşularımızı, ninelerimizi, dedelerimizi ziyaret etmeyi unuttuk, hatta hatta zamanımızın insanı, yüce değerleri yitirdi, unuttu. Biz düşünceyi, manevi ıstırabı, fedakarlığı, güzelliği, huzuru unuttuk, bunları özledik. Ramazan bize, kaybettiklerimizi buldurmak için gelir. En çok kaybettiğimiz de kendi benliğimizdir. Benlik; ferdiyeti ve şahsiyeti meydana getiren varlık, ben duygusu. Aslında benlik, insanın kendi varlığını tanımasıdır. Kendine güvenmesi ve dayanmasıdır. Kendi kendisine saygı duymasıdır. Kendi imkan ve kabiliyetlerini ortaya koymasıdır. Bütün bunların insan için, hayat için son derece önemli olduğunu bilmektir. Ramazan, bizim umut miladımızdır. Ramazan, bir iç imar seferberliğidir. Ramazan, eşyanın asıl sahibinin kim olduğunu öğretiyor. Ramazan, aklımıza vurgu yapmak için gelir. Ramazan, insanın hep ihmal ettiği iç dünyasına yapması gereken seferin ideal zamanıdır. Ramazanda acıkan ruhlar doyurulmazsa, manevi ölümler başlar.

    İşte ramazanı oruçla idrak edeceğiz, burada bakara süresinin 183 ayetinin sadece son kısmına baktığımızda iman düşünce sisteminin geniş, derin olan temelini görmekteyiz.

    “Umulurki korunursunuz. لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ”

    Niçin oruç farz kılındı bize, çünkü sorumluluk şuuru uyandırmak için. Sorumluluk şuuru, oruç şuurun beslenmesidir bedenin aç bırakılması değildir.

    Ruhun beslenmesidir. Ruhumuz beslenmiyorsa şuurumuz beslenmiyorsa, Allame Muhamed İkbalin dediği gibi:

    Ruhumuz, namaz ve orucu terk etti mi (İslam’ın iki önemli şartlarından)
    Kişilik uyumsuz, toplumsa disiplinsizdir (Koronavirus gibi)

    Diğer dinlerde mesela susma orucu vardır hatta yahudilerde et yememek, balık yememek, peynir yememek, süt içmemek gibi özel oruç çeşitleri. Tabi ki biz, oruçlu iken aynı zamanda günah konuşmamaya da oruçluyuz aynı zamanda kötü konuşmamaya da oruçluyuz. Ben oruçluyum der, kızmamaya oruçludur, kırmamaya da oruçludur. Ben başkasına kırıcı davranamam oruçluyum deriz. Yani oruç genişlemiş olur, oruç büyümüş olur oruç sizde ahlaki bir eyleme dönüşmüş olur. Orucun gücü her türlü sistemle mücadele eder. Oruç bir ahlak mevsimidir. Nefis terbiyesidir oruç, nefsi terbiye eden bir iç arınmadır, iç zenginliktir oruç, içe doğru bir yolculuktur. “Oruç, en büyük nefis terbiyesidir”M.İkbal. Hatta hatta Aliya’nın dediği gibi “Oruç, ruhun beden üzerinde ki zaferidir”.

    Unutmayalım iftar çok önemlidir fakat biz orucu sadece iftar için tutmayalım.

    Biz Müslümanlar, bu karantina günlerinde ramazanda, Kuran’a dokunmanın şartlarını değil de, Kuran’ın insana dokunma şartlarını müzakere etsek herhalde daha iyi olurdu.

    Bu karantina günlerinde ramazanda ne yapmalıyız?

    Kabiliyetlerimizi keşfetmeliyiz İşimizi sevmeliyiz, çünkü tutucu tek çimento sevgidir. Heyecanlarımızı diri tutmalıyız Hedefler belirlemeli veya belirlenmiş hedeflere ortak olunmalı. Hiralar edinmeliyiz Nefsimizi hesaba çekmeliyiz, gönül dünyalarımıza çekilmeliyiz ,çünkü insan ancak yalnızken kendisiyle birlikte olabilir.

    Kıymetli kardeşlerim, Gelin, bundan sonra hayatımızı, bu karantina günlerinde ramazan zamanı takvimde bittiğinde, bizim yüreğimizde yaşamaya devam etsin.

    Ve bu hatırlatmamızı, Üstad Necip Fazıl Kısakürek ile baş başa kalmamızla tamamlayalım. “Namaz camiden çıkınca, Hac Mekke’den dönünce, ramazan oruç bitince başlar”.

    Yorum Yap