• BUGÜN 16/31
  • İmaret Camii’nden Hatıralar

    October 4, 2017 | 17:33

    Eskimeyen Yazılar bölümümüzde bu hafta Şennur Süleyman’ın Köprü Dergisi’nin 12. sayısında yayınlanan ve Ohri’deki İmaret Camii’ni anlattığı yazısını siz değerli okuyucalırımızın ilgisine sunuyoruz.

    Şennur Süleyman / Köprü Dergisi: Yıl: 4 Sayı: 12     

    Ohri’ye gelip gidenler kaledeki tarihi İmaret Camii’ni ve yanındaki Sinan Çelebi türbesini hatırlar. 15. Asırda cami olarak hizmete açılan bu yerde fakir fukaraya yiyecek dağıtılır, insanlar birbirine yardım eder, günlük hayatın önemli bir bölümü burada geçermiş. Caminin isminden hareketle kalenin etrafında yaşayanlar da “İmaretliler” olarak bilinirmiş. Bölgedeki cıvıl cıvıl yaşam, Türkler için Osmanlı’nın bu topraklardan gitmesine kadar devam etmiş. Ondan sonrası Türklerin kaleden sürülmesi ve hiçbir şeyi olmayan mahallelerle yerleştirilmesiyle devam etmiş.

    Kalede Türklerin yaşadığı dönemlere ben yetişmedim. Fakat her 5 Mayıs’ta Hıdırellez için kadınların bir araya geldikleri, kutsal bir yer olarak İmareti çok iyi hatırlıyorum. Sabırsızlıkla o günün gelmesi beklenirdi. Sadece Ohrililer değil tabi ki. Ustruga ve Resne’den de gelen pek çok misafir olurdu. Evlerde yiyecek içecek hazırlanır, piknik yapılırdı. Orada bulunan kuyulara para atılarak dilek tutulurdu. Az ilerde kumla örtülü mozaikleri bulmak için kumları temizler ceylan, tavus kuşunu keşfettikten sonra tekrar örtülürdü. Büyüklerimiz adak adayıp türbede mum yakar, dua okurlardı. Bizlerse bu yapılanları ilerde yapacağımızı düşünerek öğrenmeye çalışır, minik ellerimizi açar kendimizce bildiğimiz duaları okurduk. Farklı kültürlerin bir arada bulunmasından rahatsız olmadan sahiplenmiştik herşeyi. Fakat yaşananların birçoğu bugün hatıradan başka birşet değil. 1999 yılında alınan kararla caminin kalıntıları yıkılıp yerinde Ohri’nin en ihtişamlı kilisesi inşa edildi. Camiden tek bir iz kalmadı. Tekl kalan eser koskoca kilisenin dibindeki Sinan Çelebi türbesi. Yaşananların tek şahidi olan türbe boynu bükük bir söğüt ağacı gibi isimsiz, tabelasız orada durmaya devam ediyor.

    İmaret Camisi’nin yok edilmesiyle, Türklerin Hıdırellez kutlamaları da silinip süpürüldü. Eskiden çocuk sesleri, kadın kahkaları, kuşların ötüşleri bu yerlerde hakimken bugün sonuna kadar açılmış hoparlörlerden gelen ayin sesleri her tarafa yayılıyor. Eskiden türbeyi ziyaret edenler hor görülmezdi. Şimdi kiliseyi girmek için sıra bekleyenler, türbeye girip dua edenlere, yam yam gibi bakmaktan alıkoyamıyolar kendilerini. Eskiden elma şekeri, pamuk şekeri tezgahları boy boy dizilirdi. Şimdi ise mum tezgahlarından geçilmiyor.

    Biz Türkler, zengin bir kültürün mirasçısıyız. Diğer milletlerden çok fazla multietnik anlayışına sahibiz. Farklı milletlerin dini ibadetlerine ve mabedlerine saygı göstermeyi bilen bir milettin torunlarıyız. Bugün bile bu anlayışı devam ettirmekteyiz. Fakat konu atalarımızdan kalan mirasa geldiğinde, bizdeki hoşgörüyü karşı tarafta bulamadığımız için hep yok olmaya mahkum olmuşuz. Ohri Kalesi’nde yüzlerce kilise bugün bile hala dimdik ayakta. Tek parçası eksik değil. Yıkılanlar olmuşsa onarılmış ve tarihin devamı sağlanmış. Kale bölgesindeyse tek Türk eseri olan İmaret Camisi’nin bırakın kendisini, ismi bile artık zikredilmiyor. Gelen turistler caminin İ’sinden bahsedilmiyor. Büyük ve zengin bir tarihin izlerinin yok edilmesine göz yummaya devam edecek miyiz ?

     

     

     

    Yorum Yap