FETÖ, yalanlarına peygamberleri de alet etti

Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) elebaşı Fetullah Gülen’in, örgüte eleman kazandırma faaliyetini “peygamberlik mesleği” olarak lanse ettiği tespit edildi.

Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) elebaşı Fetullah Gülen’in, örgüte eleman kazandırma faaliyetini “peygamberlik mesleği” olarak lanse ettiği tespit edildi.

Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığınca, FETÖ/PDY elebaşı Fetullah Gülen’in tüm kitap ve vaazları ile yürütülen soruşturmalarda elde edilen belgeler, mağdur, müşteki, tanık ifadeleri incelenerek “FETÖ’nün ideolojisi” raporu hazırlandı.

Örgütün devleti ele geçirmek amacıyla izlediği yol haritasının deşifre edildiği 181 sayfalık raporda, Gülen’in, dini kavramlar kullanarak bir işgal için gerekli olan insan potansiyelini elde etme ve bu potansiyel ile devleti ve dünyayı ele geçirme stratejileri gözler önüne serildi.

Rapora göre, FETÖ elebaşı Gülen, devleti ele geçirmek ve hayal ettiği dünya düzenini kurmak amacıyla üç aşamalı planı izledi.

Bu plan “FETÖ’ye taban oluşturmak/iman”, “Devletin tüm birimlerine sızarak kontrolü ele almak ve toplumun tüm köşe başlarını tutmak/hayat” ve “Ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devleti, toplumu ve fertleri FETÖ’nün ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn etmek/şeriat veya fetih” adımlarından oluştu.

Buna göre, örgütün kurulduğu 1970’li yıllardan yurt dışına açılana kadar olan dönemi “örgütün birinci aşaması/iman”, 1993 yılından 17-25 Aralık 2013 sürecine kadar olan dönemi “örgütün ikinci aşaması/hayat” olarak isimlendirildi. 17-25 Aralık süreci ve 15 Temmuz darbe girişimi örgütün üçüncü aşamasına geçiş denemeleri oldu.

“İran düşmanlığı” bahanesi
Bu aşamada FETÖ’nün, devletin İran için çalışan sözde Selam-Tevhid örgütü tarafından ele geçirildiği iddiasında bulunarak “İran düşmanlığı” yapmayı planladığı belirlendi.

Bu sayede meşruiyet sağlamayı amaçlayan FETÖ, “gizli örgüt” olarak faaliyet gösterdiğini iddia ettiği bu grup için çalıştığını ileri sürdüğü kendisinden olmayan pek çok kişiyi Ergenekon, Balyoz gibi davalarda yaptığı şekilde polis, yargı, medyadaki örgüt mensuplarıyla tasfiye etmeyi, devleti, toplumu ve sonrasında fertleri ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn etmeyi hedefledi.

Gülen’in 17-25 Aralık sürecinde örgüt üyelerini “Yani siz hakim değilsiniz, başka kuvvetler var. Bu ülkede değişik kuvvetleri hesap edecek dengeli, dikkatli, tedbirli, temkinli yürümekte yarar var ki geriye adım atmayalım.” sözleriyle uyardığı raporda yer aldı.

Raporda, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz darbe girişimlerinde başarısız olan örgütün günümüzde halen ikinci aşamada olduğu, yapılan operasyonlardan dolayı bu aşamada “güce sahip olmak” düşüncesinin de “gücü korumak” olarak değiştiği belirtildi.

Örgüte eleman kazandırmak
Örgütün neredeyse tüm uygulamalarında olduğu gibi dini kavramlarla kamufle edilen “örgüte eleman kazandırmak ve sayısal olarak insan kaynağını güçlendirmek” düşüncesi örgüt jargonunda “irşad ve tebliğ vazifesi” olarak adlandırıldı.

Ayrıca çift anlamlı şifrelerden “Emri bil maruf nehyi anil münker” de toplumun genelinin anladığının dışında örgütün özel iletişim dilinde “irşad ve tebliğ” ile benzer şekilde yani örgüte eleman kazandırma veya bu amaçla yürütülen faaliyetler anlamında kullanıldı.

FETÖ elebaşı Gülen, bir kitabında eleman kazanmaya verdiği önemi, “Evvela, tebliğ ve irşad da diyebileceğimiz böyle bir sorumluluk herkesin Allah’a karşı yapması gerekli olan bir vazifedir. Öyleyse inanan her fert, kendini bununla mükellef bilmeli ve namaza koşuyor gibi bu vazifeye de koşmalıdır. Hususiyle ‘Emri bil maruf nehyi anil münker’in ihmale uğradığı, ortalığı münkeratın işgal ettiği bir zaman ve zeminde, bu vazife şahsi farzların dahi ötesinde bir önem arz etmektedir. Çünkü o yapılmadığı takdirde ne namazdan ne hacdan ne zekattan bahsetmek mümkündür.” sözleriyle ifade etti.

Gülen, yine aynı kitabında yer verdiği “Evet, gözünü dünyaya açan Hz. Adem’in ilk çocukları, yaşadıkları alemin semasında, her an nazarını ulvi aleme diken, emirleri oradan alan ve aldığı bu emirlerin altında haşyetinden iki büklüm olan, tir tir titreyen ve dudağında daima öbür alemlerin endişesini ürperti halinde yaşayan bir Nebi Baba’yı, Kutup Yıldızı seyreder gibi seyretmişlerdir, Hz. Adem, hem insan olarak hem de peygamber olarak ilk defa ‘Emri bil maruf nehyi anil münker’ yapan insandır” ifadeleriyle FETÖ’ye eleman kazandırma düşüncesini “peygamberlik mesleği” olarak lanse etti.

FETÖ elebaşı Gülen, böylece bir taraftan örgütünün yaptığı yasa dışı işleri örgüt mensuplarının ve toplumun nezdinde meşrulaştırırken diğer taraftan da “peygamberlik mesleği” yaptığını telkin ettiği örgüt mensuplarının seçilmişlik hissiyatını kuvvetlendirdi ve motivasyonunu artırdı.

Raporda, Gülen’in düşünceleri doğrultusunda örgüte eleman kazandırma faaliyetlerinin özellikleri şöyle yer aldı:

“Eleman kazanma faaliyetleri, davet beklemeksizin hedef şahsa örgüt mensubiyetini dikte edicidir. Eleman kazanma faaliyetleri hedef şahıs anlamasa ve karşılık vermese dahi yapılmaya devam edilir. Sadece FETÖ tarafından ilgilenilen veya seçilen kişiler örgütün ‘dış zarı’ndan içeri girebilir.

Eleman kazanma faaliyetleri, örgüt mensupları açısından kutsal bir vazifedir. Eleman kazanma faaliyetleri sürekli yapılan bir vazifedir. Eleman kazanma faaliyetleri yapılmadığında örgüt mensuplarınca toplumun helak olacağına inanılır.”

Vatandaşları kategorilere ayırıp fişlediler
FETÖ eleman kazanma çalışmaları kapsamında vatandaşları kategorilere ayırıp fişleme yaptı, kişilerin bilgilerini arşivledi.

Örgüt elde edilen ve arşivlenen bu bilgileri kullanarak hedef kişilerin gönlüne nasıl girileceği ve kazanılacağı veya istifade edilebileceğini planladı.

“FETÖ, bir virüsün, konak hücreye sızıp bir olarak girdiği hücreden bin olarak çıkması gibi sızdığı devlet birimleri içerisinde örgüt mensuplarını hızla çoğaltmak istemektedir.” ifadesine yer verilen raporda, bu durumun FETÖ’de eleman kazanma düşüncesinin örgütte yatay büyüme stratejisine dönüştüğünü gösterdiği belirtildi.

Raporda, Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığınca geçen yıl hazırlanan FETÖ’nün “Emniyet Teşkilatı içerisindeki yapılanması” başlıklı bilgi notundan şu ifadelere de yer verildi:

“İfade ve raporlara yansıyan bu hususlardan da görüleceği üzere örgüt sadece özel olarak seçip yetiştirdiği elemanlarını Polis Koleji ve Polis Akademisi’ne sokarak dikey büyüme stratejisini takip etmemekte, aynı zamanda sızdırdığı bu elemanlarını kullanarak kendi örgütüne mensup olmayan öğrencileri de saflarına çekerek yatay büyüme stratejisini de uyguladığı görülmektedir.

Bir öğrencinin, öğrencilik ve meslek hayatını genişçe ve onlarca basamaklı bir merdivene benzetirsek örgütün her yıl mensuplarını Polis Koleji ve Polis Akademisi gibi eğitim birimlerine sokması ve bunların her yıl bir basamak yükselmesi (1. sınıfken, 2. sınıfa yükselmesi, komiserken başkomiser olması vb.) dikey büyüme, sızdırılan bu mensupların aynı basamakta duran ve kendilerinden olmayan öğrencileri saflarına çekmesi yatay büyümeye örnektir.

Hem dikey hem de yatay büyüme stratejisi uygulayarak örgüt, Emniyet Teşkilatı içerisinde mümkün olabilecek en hızlı şekilde kadrolaşmasını tamamlamış ve bunu sürdürülebilir hale getirmek için gerekli sac ayaklarını da kurmuştur.”

Hazreti Muhammed’in vasiyetini bahane etmiş
Raporda, Gülen’in dini suistimal ederek insan gücü bulma, yeterli güce ulaştıktan sonra da önce devleti sonra da dünyayı kontrol alma hedefini anlattığı kitabından ilgili bölüme de yer verildi.

Gülen, söz konusu hedefle ilgili düşüncelerini örgüt üyelerine empoze etmek için Peygamber’in söylediği cümleleri örgüt menfaatine yorumladı. Gülen bunu bir kitabında “Müminler için Resul-ü Ekrem’den kalma bir vasiyet vardır. Evet, o da ümmetine büyük bir dava ve bir yüce gayeyi emanet ölçüsünde vasiyet etmiştir. Bu emanet, dünya ve ukba saadetinin teminatı olan İslami hayatın, hayata hakim olmasıdır. Bu mukaddes emaneti afak-ı alemde temsil vazifesi, bugün bir borç olarak bize düşmektedir. Mümin, hayatı boyunca hep bu idealle yaşayacak ve yine bu ideal uğruna sıcak denize de, soğuk denize de açılacak. Sibirya buzullarında, Güney ve Kuzey Amerika’ya kadar her yerde, güç ve hakimiyetin ağırlığını hissettirecektir.” ifadeleriyle dile getirdi.

Güce hükmetmek amacıyla insan kaynakları ve mali yönden güçlenmeye öncelik veren FETÖ, sahip olduğu güçle “Sibirya buzullarından Güney ve Kuzey Amerika’ya kadar” her yere yayılmayı hedefledi.

Dünyanın sultasını insanların elinden alma planı
FETÖ elebaşının bu düşüncesi 1993’te sınırlı sayıda basılan, sadece örgüte mensup öğrencilere dağıtılan ve aynı zamanda örgüt tarafından sakıncalı bulunarak geri toplatılan “Kevser” isimli derleme kitabında yer alan “Fasıldan Fasıla” adlı bölümde şöyle anlatıldı:

“Zaman katiyen bizim hesabımıza cereyan ediyor. Belki şimdilik keyfi ve kemmi buudumuz yok. Ama bir ceninin ana karnında iken nasıl doğabileceği kestirilebilir. Bizim durumumuz da böyle. Doğum çok yaklaşmış gibi. Bu hususta kalplerin telifi çok önemlidir. Evet bir cemaat bugün olmasa bile, yarın sorumsuz insanların elinden dünyanın sultasını almak zorundadır.”

Söz konusu kitapta yer alan “bir cemaat” ifadesi daha sonra sakıncalı bulunarak diğer baskılarında “bir millet” olarak yumuşatılmaya çalışıldı.

Örgüt liderinin “bir cemaat” ifadesiyle FETÖ’yü kastettiğinin açık olduğu belirtilen raporda, Gülen’in gösterdiği hedefin somut yansımasının ise 17-25 Aralık darbe girişimi olduğu kaydedildi.

Gerçek maskesini uzunca bir dönem gizlemeye çalışan FETÖ’nün düşünce yapısında daima cebir-şiddet kullanma hayalinin olduğu vurgulanan raporda, bu hayalin gerçekleşmesi için yapılan 15 Temmuz darbe girişiminde verilen şehit sayısına işaret edildi.

AA

Read Previous

TİKA’dan Arnavutluk’a eğitim desteği

Read Next

Slovenya ile Sırbistan’dan Ortak Hükümet Toplantısı

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *