“Enkazın Altında Çello Çalan Adam: Vedran Smailovic”

Modern tarihin en uzun kuşatması olan Saraybosna kuşatmasında bilinen ve bilinmeyen yüzlerce hikaye yaşandı. Bu hikayelerden biri de enkazın altında çello çalan müzisyen Vedran Smailoviç’in hikayesi. Opera binasının bombalanmasından sonra evinde hiçbir şey yapmadan bekleyen Vedran Smailoviç, bir gün, bütün gece düşündükten sonra, sabah tertemiz smokinini giyer, çellosunu alır ve bir gün önce yıkılıp darmadağın olan yıkıntının üzerine oturarak favori şarkısı Albino’nun Adagio’sunu, barış için müzik diyerek çalmaya başlar. İzdiham Dergisi’nin 32. (Aralık 2017 – Ocak 2018) sayısında yayınlanan hikayeyi sizlerle paylaşıyoruz.

Mehmet Akif Öztürk / İzdiham Dergisi

Umut edebilmek acıyı uzatır mı bilmem ama, bir topluma en zor azamanlarında dayanak olabilir. Umudu sanata dönüştürüp halka güç vermek ise herkesin değil, ancak kahramanların yapabileceği bir şeydir. “Zor zamanda konuşmak”tır, taşların arasından çıkan bir çiçektir sanat, gerçek ve kahraman sanatçı ise halkı için o çiçeği fark edip onlara da fark ettirendir.Kriz zamanlarında ortaya çıkan sanat, insanlar üzerindeki tesiri en fazla olandır. Bir resim fırçasıyla, direniş şiirleriyle ya da halkla beraber halkın içinden.

Özellikle Balkan ülkelerinde ortaya çıkan sanat, insanın beyninden çok duygularına hitap etmesiyle çok daha farklı bir yerdedir. Diğer sanatlara nazaran müzik; böyle zamanlarda, savaş durumlarında, sanatçının yaratıcılığını tetikleyen, öfkesini meydana çıkaran, dünyaya karşı çığlık attıran en önemli silahtır. Müzik; klasik deyişle ‘ruhun gıdası’ olmakla birlikte, ruhu alevlendiren çok önemli bir silah ve dünyayı okuyuş şeklidir de. Adorno; müzik, iyiyi veya fenayı, tarih artık tanımayan bir dünya kavranışının resmini tasarlar der. Victor Jara ise bir ülkenin türkülerini yapanlar, yasalarını yapanlardan daha güçlüdür diyerek, bir ülkenin en önemli hayat sebeplerinin arasına müziği katar ve müziğin önemini vurgular.

Vatandaşı olduğu ülkenin ruhunu temsil eden müzisyenler vardır. Bunların en önemlilerinden biri Boşnak çellist Vedran Smailovic’tir. Saraybosnalı çellist önceleri operada, filarmonide, daha sonra ise savaşın en yoğun geçiti yerlerde çellosunu çalarak, Saraybosna Kuşatması’nın en önemli toplumsal figürlerinden biri olmuştur.

11 Kasım 1956’dan doğan Vedran Smailovic’in hayatı, aslında Saraybosna Kuşatması’na kadar çok da farklı bir durum göstermez. Hayatı, müziğe aşık her müziysen gibi enstrümanıyla geçen Smailovic, Saraybosna Opera ve Devlet Tiyatrosu’nda aktif olarak çalışmıştır. Fakat onun hayatını ilginç kılan şey, Saraybosna Kuşatması’ndan sonra yaptıkları ve yaşadıkları olmuştur.

Modern tarihin en uzun kuşatması olan Saraybosna Kuşatması, Saraybosna halkı için çok büyük zorlukları beraberinde getirmiştir. 1992’de başlayıp 1996’da sona eren kuşatmada, zaten az olan imkanlara ulaşmaya çalışıp ekmek kuyruklarında sıra bekleyen insanların üzerine açılan ateşler, sistematik tecavüzler ve daha birçok zulüm, bütün dünya tarafından – özellikle Birleşmiş Milletler – hiçbir şey yapılmadan izlenmiştir. Vedran Smailovic’in hikayesi, Mayıs 1992’de, bir fırının önündeki insanlara ateş açılmasıyla başlar. Opera binasının bombalanmasından beri evinde hiçbir şey yapamadan bekleyen, bunun acısını kalbinde derin bir şekilde hisseden çellist, atılan bombanın sesiyle birlikte sokağa fırlar. Bombanın etkisiyle çevresindeki tüm komşularını kaybetmiş, yapayalnız kalmıştır. Bütün umutsuzluğu devam ederken, ne yapacağını bilmezken ortalığın cehennem yerine döndüğünü gören Smailovic, bu patlamadan sonra halkı ve ülkesi için hiçbir şey yapamamanın acısını kendinden nefret etmeye döndürür ve bunu hiçbir zaman unutmayacaktır.

Vedran Smailovic, bombalamanın olduğu günden sonra evine döner, çellosuna bakarak düşünmeye başlar. Bütün gece düşündükten sonra, sabah tertemiz smokinini giyer,çellosunu alır ve bir gün önce yıkılıp darmadağın olan yıkıntının üzerine oturarak favori şarkısı Albino’nun Adagio’sunu, barış için müzik diyerek çalmaya başlar. Oraya, ölenlerin yasını tutmaya gelen küçük kalabalık, Vedran çellosunu çaldıkça artmaya başlar. Çellist, aslında ne tepki alacağını da düşünür. Öyle ya, bombaların her an patladığı yerde müzik de neyin nesidir? Fakat kalabalık, Vedran çalmayı bitirdikten sonra onun yanına gider ve uzun uzun ona sarılır. Her an bir zulmün, cinayetin, haksızlığın olduğu bir ortamda, belki de akla en son gelecek şey olan müziğin birleştirici ve güç verici etkisi, oradaki bütün halkı etkilemiştir. Hayatlarına , şavaşın, bombaların altındaki hayatlarına bir mana katmıştır Vedran’nın çellosu. Tıpkı, Nazilerin toplama kampında logoterapinin kurucusu Victor Frankl ve arkadaşlarının hayatlarına bir anlam araması gibi. Vedran daha sonra, ölen 22 kişi için 22 gün aynı yerde çellosunu çalmış ve evde hiçbir şey yapmadan oturmak yerine kendi direnişini gerçekleştirmeye başlamıştır.

Smailovic’in bu çabasına, bu dirineşine katılan arkadaşları de olmuştur. Dr. Dijana Ihas daha ilk günlerden kemanını aldığı gibi çağırıldığı yerlere gitmeye başlar. Bu durum hakkında şöyle diyecektir: “Çatışmanın en ön cepheleri, bombalanmış yıkık okullar, karanlık yıkıntı halindeki kilisleri, hastaneler… Nereden bize davet geldiyse gittik. Asla hayır demedik. İnsanların hala insan olduklarını onlara hatırlatacak herkese çaldık.” Hatta savaşın ortasında internet, telefon v.b bir haberleşme olmamasına rağmen şehrin neredeyse hepsi konserin yerini öğreniyordu. Müzik, insanları savaşa karşı bileştiriyordu. Efsanevi “Sarajevo String Quartet” grubunun temelleri de bu şekilde atılmıştır.

Vedran ve arkadaşlarının öabası dünyada bilinen yazar, fotoğrafçı veya başka sanatçıları da etkilemiş ve onları da Saraybosna’ya çekmiştir. Örneğin Susan Sontag, kuşatma altındaki şehre giderek. Godot’yu beklerken oyunun sahnelenmesi için altı ay gibi bir süre çaba harcamıştır. Hatta dönemin ünlü fotoğrafçılarından sevgilisi Annie Leibovitz’i de zorunlu bir şekilde ülkeye getirerek, Bosna halkının mücadelesini fotoğraflatmıştır. Fotoğraf dünyasının en büyük starının çektiği bu resimlerle savaşın fotoğrafları en alakasız dergilerde bile manşetlere taşınmıştır.

İnsanlık, en önemli eserlerini böyle kapkaranlık olaylar karşısında verir. Sanatı varoluş mücadelesi olarak gören Vedran Smailovic, çellosuyla bir halka, zulüm karşısında ellerinden bir şey gelmediği duygusunu yenmesini öğreten, savaşın en önemli kahramanlarından biridir. Bir röportojda, yaptıklarını baz alarak muhabirin sorduğu “Sen deli misin?” sorusuna verdiği cevap da, savaştaki kahramanlığının özeti gibidir ve insanlığın duyarsızlığına attığı bir tokattır aslında: “Bombalanan sokaklarda çello çaldığı için bana deli diyorsunuz. Peki, durmadan Saraybosna’yı bombalayanlara hiç “Deli misiniz?” diye sordunuz?”

Çoğunlukla sniperların ateş altında tuttuğu cenaze törenlerinde çellosunun tellerin titreten Vedran Smailovic, 1993’te Saraybosna’dan yüreğinde savaşın acıları ile ayrılır. Dünya çapında büyük ses getiren önemli eserlere imza atan ünlü çellist şimdilerde, Kuzer İrlanda’da, Warrenpoint’te yaşamını sürdürüyor.

Bombalanan sokaklarda çello çaldığım için bana deli diyorsunuz. Peki, durmadan Saraybosna’yı bombalayanlara hiç “Deli misiniz?”diye sordunuz mu?”

 

 

 

 

Read Previous

Beşiktaş, Arnavutluk ekibi Skenderbeu ile hazırlık maçı yapacak

Read Next

FC Shkupi, Antalya’da kampa girecek

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *