• BUGÜN 16/31
  • Bilinmeyen Gerçekler

    November 14, 2018 | 11:37

    Geçen hafta Üsküp’teki  yeğenim   Berkant, Makedonca   yazılmış   ilginç bir    konu gönderdi. Okudum, gerçekten de önemli  bir olayı anlatmış yazar. Yazının kaynağını inceledikten sonra, Siz Sevgili Time Balkan okurlarının da ilgisini çekeceğini  düşünerek  burada konu edilen olayı kısaca  anlatmaya çalışacağım…

    – ‘Olay Makedonya’nın  Dabnişte  Köyünde geçiyor. Dabnişte Köyü  Kavadar  yöresinde bulunuyor…   Konu edilen olay  1908 yılının  sonu  ya da 1909 yılın başlangıcında geçiyor. Sözünü ettiğim köy ahalisinden  Atanas  AYAZOVSKİ’yi  yörenin Bey’i  davet ediyor.  Atanasko’ yu ,  Bey neden  davet  ettiğini anlatmadan önce,  Atanasko’yu  tanıtayım; kendileri  heybetli, 200 kilo ağırlığında çok çalışkan, köyün saygın  birisiymiş. Türkçe’yi   az çok kullanan Atanasko  Türk ahalisiyle  iyi anlaşabiliyormuş.   Kısacası Türkler arasında  saygın  ve  güvenilen   bir kişiymiş. Evet, yörenin  Beyi  Atanasko’yu  davet ettiğinin nedenini kendilerine şöyle açıklamış.  “Dinle Atanasko senden bir ricam olacak. Evinde bir  Osmanlı askerini  gizlemeni   istiyorum, – Osmanlı her yerde, bu askeri  idam etmek için arıyordur, sana güvenim  olduğundan  bu arkadaşımı  emanet etmeyi   uygun buldum, demiş.”  Atanasko hiç  tereddüt  etmeden, Bey’in isteğini  kabul edip hemen “arkadaşınızı getirin ben evimin en  güvenli yerinde gizliyeceğim”, sözünü vermiş.

    … Bey arkadaşını Atanasko’ya  teslim etmiş. Atanasko, emaneti  olan Osmanlı  askerini evinin gizli bölmesine yerleştiriyor. Bu yeri  kimse hatta evin hanımı da bilmiyormuş…  Aranan   asker  JÖN Türkler’in  kurucusu  ve Vatan’ının  Hürriyeti  için  mücadele eden biriymiş. Bu yüzden  cezası da idammış. Atanasko’ya  Bey  bunları  anlattıkttan sonra, nasıl bir görevi kabul ettiğini anlayan  ev sahibi edebildiği kadar hiç  kimsenin hatta ev hanımının da gizlediği askerden haberi olmamasını  iyice kendine görev edinmiş…

    … Askerler  Dabnişte köyüne  geldiklerinde  aramaya başlamışlar en son da Atanasko’nun evine gelip, kendilerini sorguya çekmişler.  Evinde gizli bölmelerini    talan edip,   aramadıkları yer bırakmamışlar . Gün boyu hatta  gecenin bir vaktine kadar bu arama sürmüş. Derken  askerler    Atanasko’yu   çok hırpalamış, dövülmekten  yara  bere  içinde olmasına  rağmen,  gizlediği askerin yerini  söylemediği için  öğrenememişler. Hırpalamak derken, öyle böyle bir hırpalamak değil de, edebildikleri  kadar Atanasko,  dövülmüş  ki    bu    heybetli  köylü kendini  kaybedip  yere serilmiş. Askerler  ev sahibinin bu halini görünce   apar topar  evden uzaklaşmışlar…

    Dövülen  Atanasko’nun yaralarının  iyileşmesi  birkaç gün sürdükten sonra, Atanasko evin gizli bölümünden   emanetini çıkarıp, yörenin Beyine  teslim etmiş…

    Atanasko evinde gizlediği askeri  yörenin Bey’ine teslim etmeden önce, asker-  Ben   MUSTAFA KEMAL, Size  hayatımı kurtardığınız için  minettarım  der  ve   Atanasko’ya  1897 Amerikan yapımı VİNÇESTER  silahını hediye eder…

    İlgilenenler  için  şunu da yazayım   ki  bu silah  günümüzde  Kavadar   Müzesi’nde  sergilenmekte.

    Yıllar sonra, Mustafa   KEMAL  ve arkadaşları  Türkiye  Cumhuriyetini  kurduğunda, davet   ettiği   konuklar arasında, Ayazovski   Atanas  da   yer almış. Davetle ilgili kendilerine  Mustafa KEMAL  mektup gönderiyor. Halbuki  Ayazovski  Atanas   bu değerli    davette bulunmasını   ve Türkiye Cumhuriyeti’nin  Cumhurbaşkanıyla görüşmesini   çok istemişse de  yaşının 78 olmasından dolayı  uzun  yolculuğu göze alamamıştır… Türkiye Cumhuriyeti  Cumhurbaşkanı  Mustafa KEMAL   ATATÜRK  ünvanını da kabul  edince  ikinci bir  mektupla  Ayazovski  Atanas’ı  davet ediyor. Ancak bu sefer de  Atanasko  davette ilk defasında olduğu gibi aynı koşullardan dolayı  katılamıyor. Davete gidemediğine   üzülen  ancak   Türkiye Cumhuriyetini  kuran kişiyi evinde gizlediği için mutlu olan Ayazovski  Atanas    Türkiye   Cumhuriyetinin   tarihine damgasını vuran   önemli    biri olarak  hatıralarda  kalacaktır…

    Bu olayı  2000 yılında 70 yaşında olan Atanasko’nun torunu Todor Trayov  Ayazovski  anlatıyor…

    Tüm bu anlatılanlar yazar Cveta TRİFUNOVSKA’nın “ASIRLAR  BOYU DABNİŞTE“ kitabının  230-235 sayfalarında yer almaktadır…

    Biz Makedonya Türkleri olarak  Osmanlı Dönemindeki  böyle ve buna benzer daha birçok olayı maalesef   araştıramadık..  Araştıramadığımızın  nedenini   ne yazık ki   özürleyemeyiz.  Başta Osmanlı  dönemindeki   Üç  Makedonya’da (Ege, Pirin ve Vardar Makedonyası) yaşananları hiç birimiz araştırmaya yanaşmadık. Osmanlı döneminde bu üç Makedonya  bir  bütün  olarak çok ilginç tarihi olaylara gebe olmuştur…

    Benim  gazetecilik  dönemimde  de  bu tür  değerli araştırmalara  hiçbirimiz yanaşmadık. Bu da bizim hatamızdır, ki bu üç    Makedonya  günümüzde  Türkiye  Cumhuriyeti  ve Biz  Türkler için değerli  tarihi olayların yaşandığı bir dönemin bölgeleriydi…

    Bu tür  değerli tarihe damgasını  vuran  araştırmaları yapacak yerde bizler yabancı şair, yazarlara, ceviz kabuğunu doldurmayan  hikayelerin yaşandığı dönemlere  önem verirken günümüzde  öz varlığımızı yaşamak  için  kendi hayatlarını  hiçe sayan  dehaların  eserlerinin araştırılmasına hiç yanaşmadık… Derken bu yazımda  Makedonyalı  yazarın kaleme aldığı   bu önemli  olayı araştırıp bularak kitabına konu etmesi bizim oralardaki yaşantılarımızın gururu, unutulmaması  ve   aslında     bu  önemli    tarihi olayı ortaya  atması günümüz  Türkiye Cumhuriyet’inin  varoluşunda  önemli olduğu kadar  Biz   Makedonya  Türklerinin de   varlığımızın değerli  bir tarihi belgenin  olduğunu altını çizmekteyim. Mustafa Kemal’i  Atanasko  evinde askerlerden gizlemeseydi, belki de bugün    Türkiye Cumhuriyeti‘nin varlığıyla da gurur duyamazdık. Bir gerçek varsa o da biz Türkler için MUSTAFA KEMAL ATATÜRK gerçeğidir… Mustafa Kemal  Atatürk gerçeği derken şunu da belirteyim ki, kendilerinin  Bizden biri olduğu  gururumuzdur. Evet  Mustafa  Kemal’in  Dedesi  Ali Riza Efendi Makedonya’nın  Kocacık köyünde yaşamaktaydı. (Evi bugün müzeye dönüştürülmüştür).  Manastır’ın  Askeri  İdadi  Okulu’nda  askeri  eğitimi alan Mustafa Kemal’in  bizden biri olduğu da bir gerçektir…

    …. Geçen hafta Türkiye Cumhuriyeti’nde  ATATÜRK’ÜN  ölümünün 80. Yıldönümü  görkemli bir biçimde kutlandı. Dünyada  böylesi  “deha”,  unutulmayan ve  sürekli  eserleriyle   anılan önder  olma şahsiyeti  hiç de kolay olmamıştır . Dünya ülkelerinin önemli liderlerinin  ölümlerinden sonra  değerli eserleri  varken   kendilerinin  isimleri hatıralarda maalesef silik kalmıştır. Ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin  kurucusu  MUSTAFA KEMAL  ATATÜRK,  TÜRKİYE    için önemli olduğu kadar Dünya  Türkleri  için de çok önemlidir.  16 yıllık Cumhurbaşkanlığı  döneminde  kalıcı ve değerli  Reformları  ülkesinin  yarınlarının daha çağdaş yaşamla kucaklaşması için   yürürlüğe  geçiren  ATATÜRK  dünyanın çok sayıda ülkeleri liderlerine öncülük yapmış ve  örnek  şahsiyet  olduğunu günümüzdeki  bıraktığı  unutulmaz  değerli  eserleri  de tüm  bu anıların göstergesidir.    Ölümünün 8o.  Yıldönümünde    Türkiye Cumhuriyetinde   sevgi ve coşkuyla anılan     ATATÜRK   Dünya çapında da  saygıyla  anılmayı  hak etmiştir. Öyleki    Dünyanın  birçok ülkesinde   ATATÜRK’ün    yeni heykelleri dikiliyor. Bu anıların örnekleri günümüzde  ATATÜRK  ve eserlerini  gönüllerde yaşatanlara  barışçıl yolun   simgesidir. Bunun gerçeğini öğrenmek isteyenler – ATATÜRK ve DÜNYA  – araştırmasını yaptıklarında görebileceklerdir…

    Evet   öz  edebiyatımızda, şairler, yazarlar   ve  bıraktıkları eserler  çok çok önemlidir, kendilerini anmakla edebiyatımızın  yaşamasına iz bırakırken  TÜRKLÜĞÜ yaşatan “ NE  MUTLU TÜRKÜM” diyebilmemiz  özgürlüğünü  bize miras  bırakan  ATATÜRK’ü de anmayı unutmayalım….

    Dünya  Tarihinde Mustafa Kemal  ATATÜRK’ü  bilginler,araştırmacılar şöyle anlatıyorlar: “  -Kısacık ömründe ,  savaşları  kazanan,  ülkesini  yoktan var eden, 4.000 kitap okuyan  Mustafa Kemal  :- DEHA ASKER,  DEVLET KURUCU ve  ÇAĞDAŞ  KİŞİ”…

    Türk Tarihine  bir göz atarsak,  Varlığımızı  şöyle tanımlamalıyız: SELÇUKLU  BİZ, OSMANLI  BİZ ve ATATÜRK’ün  arkadaşlarıyla birlikte kurduğu  TÜRKİYE CUMHURİYETİ BİZ…

    Yazımı Winston Churcill’in düşüncesiyle bitirmek istiyorum: “Şu anda mağlubiyeti bütün damarlarımda hissetmekteyim. Çok üzgünüm!…Oldukça mutluydum, umutluydum. Daha düne kadar Çanakkale bizimdir! diyordum. Çünkü bu savaşı kazanmak için; askeri, parayı, cephaneyi, herşeyi hesaplamıştım. Hepsinde çok üstündük. Mutlaka yenecektik. Yalnız bir şeyi hesaba katmamışız. MUSTAFA KEMAL’i… Bağrımda İngiliz gururu olmazsa, TÜRKLERİ alnından öpmek, onları ayakta alkışlamak isterdim”

     

    Yorum Yap