• BUGÜN 16/31
  • Annem ve Türkçem

    December 26, 2019 | 12:56

    Memleketim Makedonya’da bu ara nekadar da güzel şeyler oluyor. Evet, ikamet ettiğim Ankara’dan yapabildiğim kadarıyla takip ettiklerim gerçekten de övgüye değer olaylar. “KÖPRÜ” ve  “KARDELEN” dergileri varlıklarının yıldönümlerini kutladılar,böyle değerli başarıya imza atanları cani gönülden kutluyorum.

    Değerli  Prof. Dr. İlber Oltaylı ile  21 ARALIK TÜRKÇE EĞİTİM   yıldönümü kutlamalarının görkemli geçtiğine kıskanmamak elde değil tabiki. İçimden keşke oralarda olsaydım diye bir ses geçiyor. TÜRKÇE EĞİTİM  derken  belirteyim ki, 1944 yılının aralık ayı Biz  Makedonya Türkleri için çok önemli bir aydır, öyleki bu ay içerisinde, Türkçe Eğitim,  Türk Dilinde “BİRLİK” gazetesinin yayın hayatı ve  Üsküp Radyosu dahilinde Türkçe Programlarının  sesi duyulmaya başladı. Bu yüzden de aralık  ayı 1944 yılı Makedonya Türklerinin hatıralarından  silinmeyen bir dönemdir. Tüm bunları anarken , belirteyim ki bugünlerde “BİRLİK” gazetesinin yayınlanmaması hepimizin üzüntüyle karşıladığımız bir durumdur.  Derken  Makedonya Türklerinin sesi olan bir  gazetenin basımdan alınmasının  üzüntümüzü dile getirirken şunu belirtmek isterim ki hayat devam ediyor ancak “BİRLİK” gazetemizin yerini bugüne kadar hiçbir yayının alamadığı gerçeği de doğrudur.

    Türkçe Eğitimin bu yılki  kutlamalarına değinirken,   ilkokul öğretmenim rahmetli Fahrettin Ali’nin dersleri gözönümde canlandı. Bizlere nasıl da  güzelim Türkçemizi öğrettiğini hatırladım. Derslerimiz hep Türkçe ve Matematik ile geçiyordu. Sultan Murat Camisinin avlusundaki “İRFAN” okulunda ilköğretimimi aldım.  Öğretmenimizin bize  gösterdiği ilgiyi hiç ama hiç unutmadım. Bilinen bir gerçek varsa o da ilkokul öğretmenlerimizin hayatımızın yollarını çizmekte bizlere  eğitimleriyle yön gösterdikleri düşüncesi de  doğru  olanıdır. Yaşam da bu düşüncenin  doğru olduğu göstergesidir.

    TÜRKÇEM EĞİTİMİ – kutlamaları  bana çocukluğumun “İRFAN” okulundaki eğitimimi ve de aynı zamanda rahmetli ANNEMİ anımsattı. Neden, diyen olursa, Annemin Türk olmaması ancak  Türkçemizi bir Türk’ten  daha güzel kullandığını öz ana dili ve de  ona sıkıca bağlandığını, ailemizde Türklüğün görkemliliğini bizlere nasıl da aşıladığını bu yazımda  az da olsa  değinmek istedim.

    Annem Prizren’li bir Sırp ailesinin en büyük kızı. Babamla tanışmaları çok ilginç. Babam  Üsküp’ün bilinen  ailesinden  Nebi Efendi ile Münüre Hanımın küçük oğludur. Üsküp’ü Bulgar işgali dolayısıyla  Prizren’e  yerleşen babam Şerafettin, bir arkadaşının  doğum günü kutlamasında bnnemle görüşüyor.  Rahmetli babam  müzik aletlerinden gitar ve akordiyonu güzel kullanırdı. E böyle olunca arkadaşının  kutlamasında akordiyonuyla gider ve de  orada  annemle tanışırlar. Lafı fazla uzatmadan  böyle bir kutlamadan sonra  görüşmeler başlıyor babam ve annem arasında. Birbirlerine aşık oluyorlar. Babam da evlenme teklifini anneme yapmadan önce babası Nebi Efendiye  mektupla bir Sırp kızına aşık olduğunu onunla evlenmek istediğini bildirir. Rahmetli dedem oğluna şöyle cevap verir:” Sevdiğin kızla evlenebilirsin biz razıyız, ancak oğlum Onu bütün hayat boyunca hiç kırmayacağından, üzmeyeceğinden emin isen , bu konuyu güzel düşündüysen,ikinize de mutluluklar” diye yanıt verir.

    Böylece annem ve babam Prizren’de hayatlarını birleştirirler. Annemin ailesi mırın kırın ettiyse de  durumu kabulleniyor. Anlatırken şunu belirtmek isterdim ki annem Üsküp’e geldiğinde babaannem ve dedem kendisinii öz kızları olarak kabul ederler. Annemin de güzel Türkçe’yi  babaannemden öğrendiğini de vurgulamak isterdim. Babaannem Münüre Hanım Türkiye doğumlu, babasının  Üsküp’e görevlendirilmesiyle geliyor. Makedoncayı bilmediğinden eş dostla sadece Türkçe konuştuğundan olacak ki, annemle de Türkçe konuşuşuyor. İlk zaman annem Türkçeyi bilmediğinden dolayı, babaannemin tüm konuştuğunu dikkatle dinleyerek her kelimesini hafızasına yerleştiriyor. Böyle olunca da annem   doğru dürüst Türkçeyi kullanırdı, öyleki bizim yanlışlarımızı büyüdüğümüzde bile  düzeltirdi… Annem ve babaannemin birbirleriyle nasıl da güzel anlaştıklarını hısım akrabalarımız, komşularımız örnek olarak dillendirirlerdi. Tabiki biz de  evlatları olarak  annemizle her konuda her durumda  gurur duyardık.

    Babannemden Türkçe’yi öğrenen annem İslam Dininin dürüstlüğünü  dedemden öğrenmiş. Dedem, Murat Paşa camisinde Cuma namazını kıldıktan sonra bize gelir ve hafta sonları bizlerle kalırdı. Bu dönem içerisinde dedem  anneme  İslamın  yücelliğini anlatırdı. Annem de   dedem,den dinlediklerini sonraları bizlere anlatırdı.

    Türk kültürünü bize aşılayan,  beni kızkardeşim ve kardeşimin  Türk okullarında eğitimimizi almamızı isteyen annemi nasıl da çok özlüyorum.

    Hele Bayramlar bir başka olurdu evimizde. Annem Ramazan ve  Kurban Bayramlarında kendi elleriyle açtığı baklavalarmızı bizlere yedirirdi.  Devlet Bayramlarında ise meşhur revanisini yaptığında mutlu olurduk. Annemin adab kuralları da değişmezdi. Babam işten gelmeden bizi sofraya oturtmazdı. Beklerdik Babamızı, o gelmeden akşam yemeğimiz yenilmezdi. Babamın ve annemin sevgi dolu  yaşamlarna bizlerin de ailenin evlatları  olarak gururlanmamıza sebepti.

    Çocukluğumun böyle bir ailede geçtiği  ve  annemin Türklüğü, Türkçemizi sevdirdiğini  anlatırken  tanıdığımız eş dost arasında Türk olmalarına rağmen evlerinde Makedonca konuşmaları da bize  anlamsız geliyordu. Bugün bile böyle görüntülere rastlayabiliyoruz.

    Anne ve Babamın sevgilerini anlatırken bizim oralarda insanlar arasında farkın yapılmadığını da  vurgulamak isterdim. Annemden söz ederken bir konuya daha değinmek isterdim.   Annem  bir ara Üsküp’ün “ VUK KARACİÇ” okulunda  Belediye kapsamında düzenlenen Türk genç kızlara dikiş – nakış kursunun öğretmeniydi. Her eğitim yılın sonunda kurstaki öğrencilerin hazırladıkları eserlerin  sergisi düzenlenirdi. Bu sergilerde kızlarımızın tüm  elişi hünerleri sergilenirdi.

    Babam ve  annem arasındaki  sevgi hayatımız boyunca bize örnek oldu. Babamı  kaybettikten sonra inanın ki annemi de kaybetmiştik, çünkü yaşamasına rağmen  gölge  gibiydi. Babamı  kaybettikten  kısa bir süre  sonra annem de hakkın rahmetine kavuştu. Ve  böylesi sevgiyle birbirine sarılan, hayat boyunca birbirlerini hiç üzmeyen ikilinin ölümden sonra birbiriyle olmaları hatırladığımız sevgileriyle bizlere güç kaynağı oluyor..

    Yazımın sonunda şunu belirtmek isterdim ki,  İnsan  doğarken hangi dinden olursa olsun önemli değil önemli olan  yaşamını nasıl yaşadığını hangi dinle, milletle kaynaştığıdır.

    Sizleri çok özlüyoruz… Ruhunuz Şad, Mekanınız Cennet Olsun. Güzel İnsanlar.

    Yorum Yap